Deontoloji

Deontoloji

Fakülte yıllarından beri utmak istemediğim derslerden birisiydi. Eski ve meşhur bir hocamızdı anlatan. Meşhur olduğunu hatırlıyorum ama adını hatırlamıyorum iyi mi…

Derslerden birinde anlattığı şeyi anlatayım, konu konsültasyon. Yer hasta odası. Konsültasyonu hasta da isteyebilir, doktor da. Konsültan hekim geldi. Her şey tamam. Muayene etti gerekeni söyleyecek ama hastanın duymasını istemiyorlar. Başka yer de yok. Dolabın içine girebilirler die anlatmıştı hoca.

Şimdi tabi komik geldi size di mi. Bize de öyle gelmişti. O zamanın şartlarını bilemezdik. Şimdi asansörlerde hastanız hakkında ortaklık yerde konuşmayın diye ikazlar olduğuna göre demek ki şimdi böyle sorunlar oluyor. Demek ki o zaman da olmuş br böyle bir ihtiyaç ortaya çıkmış.

Deontoloji den hatırladığım başka bir şey de doktorun ücreti ücret değil legion d’onor ya da nasıl yazılıyorsa yani onur nişanı gibi bir şey. Yani ücret değil. Hayat veriyorsunuz kalbinden geçeni veriyor. Dedim ki deontoloji hocası bir arkadaşıma yıllar sonra, Osmanlı da nasıldı işler? Doktorlar ın kazançları bu kadar sorgulanıyor muydu değerleri nasıldı? Tam tesi dedi. O zaman bir cerrahın istanbul içinde yirmi taneye yakın muayenehanesi olurmuş, sabahtan çakarmış geze geze tedavi yapa yapa gidermiş ve çok zenginmiş hekimler.

İlginç.

Başka bir deontoloji konusunda sonra değeceğim. Sosyal medya ve hekim hasta mahremiyeti. Kafama şekillendirdim ama tam değil. Karar veremedim bu meslek kapitalist mi sosyalist mi diye.

O zaman yazacağım

Etiketler:

Kategoriler Genel

Genel kategorisine gönderildi

picochess

Önce youtube a gidin. Picochess olarak aratın. Örneğin moral verici videolardan https://www.youtube.com/watch?v=TDip9gzgGVs ile veya https://www.youtube.com/watch?v=5u2DDOlRUX4&feature=youtu.be başlayabilirsiniz.

Tabi ki ingilizce. Lisede cstrike oynayacağınıza ingilizce çalışsaydınız sorununuz olmayacaktı 🙂

Espri bir yana güzel video.

Bu videodan da anlayacağınız üzere bir elektronik satranç tahtasına ihtiyacınız var. Dünyada herkeslerin kullandığı dgt isimli Hollandalı firmanın takımı. Yanında bir de dgt 3000 saat alın  çünkü hamleler bu saat üzerinde gözükecek. Yakında dgt pi isimli bir saat de çıkacak. ama onu zaten siz şu anda okuyorsunuz.

http://www.digitalgametechnology.com/index.php/products/electronic-boards?mavikthumbnails_display_ratio=1.5

Türkiyedeki distribütörü yenisatranç. Onun da adresi bu:

http://www.digitalgametechnology.com/index.php/dgtdealers/dealerlist/317-t/246-dealer-list-turkey/433-yenisatranc

Çok yardımcı oluyorlar. Ve hızlıca geldi. Satranç takımları dışında kitap da bulabilirsiniz. Ziyaret etmenizi öneririm. Profilo alışveriş merkezinin (Mecidiyeköy) hemen yanında.

Raspberry pi son yılların en çok ismini duyduğum mini bilgisayarı. Onunla her türlü akıllı araç gereç yapabiliyorsunuz. Sadece bir tek iş yapan bilgisayara “dedicated computer” deniyor. Böyle yetenekli bir bilgisayarı sadece satranç bilgisayarı olarak kullanmayacağım ama şimdilik öğrenme aşamasında “dedicated to chess!”

İnternette dolaşınca bir çok yerden alabilirsiniz. Ben vers. 3 B yi aldım. Bir süre yükseltme ihtiyacım olmasın diye. Üzerinde bluetooth ve Wifi kartları entegre.

Bilgiyi buradan: https://www.raspberrypi.org/ alabilirsiniz.

Herşeyi aldık. Şimdi gerekli software indirelim:

Yardımcı programlar:

http://www.7-zip.org/

https://launchpad.net/win32-image-writer

bunları indirip kurun. Yükleyeceğimiz imaj dosyalarını hafıza kartına yazmak için bunlar.

  1. basamak: picochess imaj dosyasını indirin: http://dl.picochess.org/
  2. Bu yazıyı hazırlarken son versiyon 0.70: http://dl.picochess.org/Picochess-RaspberryPi-v0.70.img.gz
  3. Uzunca bir dosya. 1.3 GB. 7zip ile açılınca 8 GB oluyor. 8 GB karta sığar mı bilmiyorum. Daha kısa dosyalar da var ama birkaç lira fazla verin. 32 GB kart alın. Bu kart raspberry nizin harddiski olacak.
  4. Win image ile karta imajı yazın. Raspberry ye koyun. Çalıştırın.
  5. DGT elektronik satranç tahtanızı da açın ve bekleyin. Birkaç saniye sonra dıtdıt… ekranda picochess yazısını göreceksiniz. Yukarıda bahsettiğim vatandaşımızın videosunu seyredip kullanmayı da öğrendikten sonra güzel güzel yenilirsiniz çünkü 3000 ELO ya yakın bir satranç motoru kullanıyor. Yani ben seviye  9-11 arası zor yeniyorum. 20 seviye var. Süreyi arttırırsanız daha da yenilmez oluyor.
  6. Daha ileri gitmek ve raspberry yi wifi nize ayarlayıp yeni versiyonları otomatik yüklsein istiyorsanız bundan sonraki yazımı okuyun. Ama o zamana kadar bence biraz oynamalısınız.
  7. (Not: hiçbirinizin bu yazıyı sonuna kadar okumadığını, laf olsun diye şöyle bir baktığınızı, hiç bir şey anlamadığınız için ammaaaan, boşver deyip başka şeye yöneleceğinizi biliyorum. Zaten maç anlatsam da farketmezdi. Baştan da dediğim gibi bunu kendime ayak izlerimi takip etmem gerekirse diye rehber olarak yazdım. Eğer ilgilenen olursa bana mail yolu ile ulaşırsa sorularına cevap vermeye çalışırım. Tabi mailimi ulu-orta yazmadım biraz arayın bakalım.

Satranç

Lisede arkadaşım adını hatırlayabildiğim kadarıyla Nurhan İneç, bir gün arkadaşım Kaya Köksalan sayesinde lise satranç takımına beni alıp dördüncü masada sonra da ikinci masada takıma soktuğunda kocaman kırmızı bir açılış kitabını da aldırıp kanıma girmişti. Satrançta ilerleyecektim. Liselerarası turnuvada biraz şansım yaver gitti biraz da Nurhan ile çalışmalarımız sonuç verdi, 1350 ratinge kadar çıkmıştım. Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği bir turnuvadan sonra hem resmim çıkmıştı hem de ratingim belli olmuştu. Sonra daha da yükseldi. Şimdilerde artık emekli olma çağına geldiğim için hobilerime daha fazla vakit ayırmam gerektiğini farkettiğimden beri tekrar çalışıyorum. Ratingim bilmece bumacalara göre 1600-1800 arası, bana göre 1400 cıvarı. Yıldırmda 1100 bile olamam gerçi. Beyin hücrelerim kireçlenmiş belli ki.

Ama ne yaptım ettim kendime satranç dünyasında bir yer açmaya karar verdim. Oğullarım ile oynamak zevk verse de en yakın arkadaşım Turgay Akgün artık inzivaya çekildiği için rakip bulmak zorlaştı diyerek bilgisayar ile oynamaya başladım. Bu da kesmedi, kendime bir DGT elektronik satranç tahtası aldım. O da kesmedi picochess isimli bir “dedicated” satranç bilgisayarı yaptım.

Bu sayede picochess isimli programı ve raspberry pi isimli mini bilgisayarı ve dahi linuxu öğrenmeye başladım. Bir taşla iki kuş. Ne ala.

Burada tecrübelerimi yazacağım. hem bir şeyi baştan yapmam gerekirse geçtiğim yolda ayak izlerimi takip edebileyim diye, hem de ilgilenen varsa yardım edebilmek için.

Bu konuda gerekli herşey internette var. İlgileniyorsanız benim yazımı takip edebilirsiniz.

İlk yazım picochess in wireless inize tanıştırılması ile ilgili olacak.

 

Çobanın oyu ile benim oyum meselesi

Kabak çekirdeğini severim. Muhtemelen kast edilen bu değildir. Kabak tadı verdi… Her halde kabak yemeği.. Kabak genlerini karpuza verdikten sonra tadı tuzu kalmadı. Kesin bu kabaktır bahsedilen.

Çobanlık bir kere kolay iş değil. İnsanları kumanda etmek bu kadar zor iken bu kadar hayvanı sabah evlerden toplayıp gezdirip akşam evlerine bırakmak kolay iş olmasa gerek. Çocuk bakmak daha zor. O konumuz değil.

İstemediğimiz insanlar halk oyu ile seçilince hemen çıkıp birisi bu cümleyi kullanıyor. Çobanın oyu ile profesörün oyu bir olabilir mi diye.

Sap ile samanı karıştırmak deyimi ne güzeldir. Anlayana.

Oy vermek bir haktır. Para ile olmadığı sürece bu hakkın tadını çıkarın. Kapitalizm bu kadar vahşi olduğu sürece gelecekte parası olan daha çok oy verecek. Daha mı iyi?

Oy vermek beş dakika. Geri kalan zamanda yani kaç beş dakika. Bu sürede de Seçilen kişiler iş görüyorlar veya görmüyorlar.

İşte tam burada sap ilde saman ayrılıyor. Seçen hak kullanıyor. Demokrasinin hakkı. Ama seçilen cahil veya vatansever, halk ya da pasta sever, bu daha önemli. Profesör olduğum için değil, bunu söyleyenler açısından yazdım. Başka bir meslek olabilir. Amaç nedir? Amaç yok. Amacın olmadığı yerde her şey olabilir. Amacımız sanayi ise Mühendisi seçelim. Ne işimiz var alaylı politikacılar ile.

Amaç istanbul da binlerce gökdelen yapmak, ormanları kesip, yani kanallar yaratıp istanbul u genişleip para kazanıp arap ortaklara verdikleri sermayeyle işte bunları yaptık demek ise şu andaki yönetim doğrudur ve “çoban” işini doğru yapmıştır. 

İtiraz etmeniz gereken çobanın zavallı bir oyu değil, çocuklarımızın ağaçları, ormanları geleceği arap sermayesine ve ortaklarına satılıyor. 

O koca gök delenlerde bir daireniz yoksa siz de bana katılın, düşünün, nereye gidiyoruz?

Çok saçma gelmedi mi şimdi oy verenin ne iş yaptığı? Oy verilen tüccar olmamalı yeter. Gerisi gelir.

Genel kategorisine gönderildi

Maalesef çok kavgacıyız

Metrobüste yanıma oturan genç çok yayılıp bir de az çalışan klimalara rağmen dirseğini kolunu göbeğime değdirip bundan bir utanç duymayınca kendisini kibarca uyardım. Biraz toparlarmısın abicim, rahatsız oldum dedim.

Bundan sonrası tam kindar gençlik..

Aylardan ramazan. Bende oruç yok. Sebebini bilen biliyor. Hesap vermeyeceğim. Elimde yarım şişe su var. Otobüste içmiyorum sadece elimde tutuyorum. İçsem de olur ama öyle bir terbiye görmedik.

Sen ne diyon (bana hitaben) 

Biraz toparlansan iyi olur dedim. 

. Lan bu otobüste bu kadar adam oruçlu, yaşından başından utan. 

????

Bana bak, haddini bil. Ben sana ne diyorum sen bana ne diyorsun. Toparlan çabuk burayı babanın koltuğu değil. Kimseyi rahatsız etmeye hakkın yok.

Gözlerini sıkıca kapatır, içinden dua ediyor gibi bir şeyler mırıldanır. Anlamını biliyor mu? dua mı ediyor, şu adamın gözüne nasıl yumruk atarım mı diyor belli değil. Eller yumruk.

Bir hareket yapsaydı o yarım suyu içirecektim ona orada.

Siz ne biçim magandasınız ? Eskiden geceleri çıkardınız şimdi her yerdesiniz.

Rahmetli anne annem ramazanda oruç tutup ondan sonra da abuk subuk şeyler için orucu bahane ettiğimiz zaman, bana mı tutuyorsun orucu!, Der kızardı. Şimdi toplumun hassasiyeti adına baskı aracı oldu. Gidip tanımadığın koreli adamın dükkanını basan maganda sizce nerede palazlanıyor? Bunlar nereli?

Gidin biraz adam olun ama geri gelmeyin. Sizden kimseye fayda yok.

Genel kategorisine gönderildi

Kahrolsun insanoğlu

Dün İstanbul da polislere kahpe bir saldırı sonucu bir çok genç hayatının baharında öldü. Oradan geçen martı şaşkınlık içinde kaçtı. Kedi bir ağaca tırmandı. Kalbi güp güp atıyordu. Kaldırım taşları bile şaşkınlık içinde idi. Karşıda eserini seyreden terörist ‘oh ne güzel oldu, barış a bir adım daha yaklaştık’ derken sevinç içinde idi. 

Onu ne martı,ne kedi ne de kaldırım taşı anladı. Onu sadece kendi cinsini öldüren yamyamlar anlardı.

Ben ise radyo karşısında şaşkın :’Allah soyunuzun sopunuzun bin türlü belasını versin hayvan oğlu hayvanlar ‘ diyebildim.

Oysa hayvanların bir suçu yoktu da ben katillere insan diyemedim.

Genel kategorisine gönderildi

Valla işe yaradı (Pilates maceram)

Obez olmak çok fena. rejim yapıyorsun yapıyorsun, bir türlü kilolar gitmeyince bu sefer de başka şeyler arıyor insan. Üç günde beş kilo, uzakdoğudan gelen bu hap ile mucize….????

“Abi bunu bir arkadaşım kullandı. On günde iki kilo verdi. İştahı tamamen kapatıyor. Alıyorsun ister istemez. Almazsan ayıp olur kendine. O ne hiç bir işe yaramıyor;hatta ölenler mi ararsın gencecik.

Enfekte böbreği için yazdığın antibiyotik tedavisini zarar verir diye kullanmayan insanoğlu Hindistan dan filan gelen kaplan şeysi görünce aman zayıflatıyorsa hemen kullanayım diye lüp götürüyor…Ne bir araştırma ne itiraz.

“Abi öyle olmaz. Düzenli spor yapacaksın.”

Tam üç kez spora (yani badi bilding) yazılıp parasını da ödeyip gidemeyip yaktığım için eve alışveriş yaparken indirimde olan  (evde pilates cd si filan gibi bir şeydi) pilates cd sini alıp onu da seyretmeyip kendime bahaneler ürettiğim zamanlardı. Yok efendim pilates te neymiş, toplarla yapılan hamilelere yönelik bir uzakdoğu sporuymuş filan gibi kendime söylediğim yalanlardan yıllarca sonra hayat beni öyle bir noktaya getirdi ki, bildiğiniz mide küçültme ameliyatında muhteşem bir sonuç elde ettikten sonra kendime söz verdiğim, “daha uzun yaşamak için sağlığıma önem vereceğim” projesine sadık kalarak bundan sonraki yazıma konu olacak olan doktorum Nilay Ergen Hanımefendinin önerisi ile SML Pilates e İsmail Hocaya gittim. Ve o acayip yaylar, kordonlar, masaları görünce gözlerim ister istemez topları aradı. Toplar bir kıyıda hiç daha önce görmediğim başka başka aletlerin yanında kuzu kuzu oturuyorlardı. İsmail Hoca ve ekibi son derece canayakın, güven veren ve güleryüzlü oldukları için kendimi kaderin kollarına bıraktım.  Ben pilatesi sadece hanımların yaptığı topla ve gerilme hareketleri ile günün stresini atacağınız ” Light” bir spor sanıyordum. Yani 20 Nisan 2016 da İsmail Karagöl Hocamın SML pilates kursuna başlayana kadar.

Tam da şöyle bir duruşum vardı..

Ben pilatesi topla oynanan oyun sandığım zamanlardaki duruşum

Ben pilatesi topla oynanan oyun sandığım zamanlardaki duruşum

Çooook uzun süredir hamallığını yaptığım göbeğim gitmiş olmasına rağmen sanki gitmemiş gibi onu taşımak için iki büklüm olmuş sırtım kambur gibi durmama neden oluyordu. Dengeyi sağlamak için de göbeğim olmadığı halde hafifçe öne çıkmış karnım ile omuzlarım birbirine yakındılar. Çünkü yılların yorgunluğu sırtımı büktüğü kadar duruşumu da bozmuştu. Etrafınıza bakın, insanlar yaşlandıkça omuzlar çöküyor. İşte bu omuzlar çökük, sırt kambur ve karın ileride duruş belli bir yaştan sonra daha da belirgin hale geliyor. Böyle duran kişilere dinamik demezsiniz. Hatta bezmiş dersiniz yaşı kaç olursa olsun.

İsmail Hoca çok dinamik bir hoca. Onunla çalışma sırasında saatin nasıl geçtiğini unutuyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ders bitmiş. Tabi bunda pilatesin çok eğlenceli olması da rol alıyor. Bir zamanlar Sümer ile gittiğim vücut salonunda ikimiz sırayla bir dambıl’ı  veya aleti bekler, “puf puf” üç seanstan 20’şer bilmem ne kadar tekrarla hareket yapar,  ağırlık değiştirir, aynada kendimize bakar , kendi kendimize pazu yapmaya ve zayıflamaya uğraşırdık. İlk gün gelip hareketleri gösteren “jimnastik” hocası arada bir gelir, naber beyler, nasıl gidiyor, pilav tavuk göğsü yiyor musunuz? bizden protein tozu da almayı unutmayın avrupadan yeni geldi” filan der giderdi. Ayda bir pazularımız belimiz ölçülür “oh oh! iki santim daha kas yaptım” diye övünülürdü. Sonunda Sümer bel fıtığı gibi bir şey oldu, ben de arkadaşsızlıktan vücut geliştirme işini bıraktığım için şişman oldum 🙂

Nedir bu pilates?

Pilates bir Alman soyadı. Almanlar her bir şeye bitkisel çözüm arayan, onun sapı bunun çöpü kaynatıp ilaç yapan bir toplum. Sanki bizimle bir akrabalık var gibi geliyor zaman zaman…iki tane önemli kitap yazmış.  her bir egzersizin çok kez tekrarı yerine daha az sayıda, tam, kontrol ve belirli bir biçim içinde uygulanması tercih ediliyor.

(Bu adresten pilates videolarına ulaşabiliyorsunuz:

http://www.pilates-marybowen.com/videos/samples.html )

Konsantrasyon : Pilates yaparken hareketlere yoğunlaşmak ve kullanılan kasların çalışmasına dikkat etmek gerekiyormuş.
Kontrol : Pilates metodunda kontrol önemli. Pilates kontrolün kitabını yazmış...(Return to Life through Contrology ve Your Health: A Corrective System of Exercising That Revolutionizes the Entire Field of Physical Education.)
Merkezleme : Merkez, göbek, bel, sırt ve kalça çevresidir. İç organları ve omurgayı yerinde tutan kas sistemlerini içerir. Bedenin duruşunu ve esnemeyi, sonunda da uzamayı sağlıyor.
Akıcı hareket : Hareketler acele edilmeden, her noktadan tek tek geçerek ama aynı zamanda hiç duraksamayarak yapılmalı.
Kesinlik : Hareketlerkafaya göre evde tv ile değil, bir hoca gözetiminde yapılmalı bence. Kaçıncı seansa geldim. Hala hocam oramı buramı eleştiriyor ve düzeltiyor. Bazen nefes bile almayı unutuyormuşum. Dün çok güldük gerçekten de harekete konsantre olayım derken nefes almayı unuttum…
Nefes : Nefes alıp verme, panik olmadan sırtın arkasına ve altına derin nefes alıp bütün nefesi tamamıyla dışarı üflemek yoluyla olmalı. Şimdi burada böyle bir tarif çok kafakarıştırıcı.Ama şunu söyleyeyim yanlış nefes alıyoruz. Şimdi nefes alıp verirken karnımı yani merkezimi sıkıyor ve dik duruyorum istemeden. Çok farkediyor.

Birkaç türlü pilates var. Bunları da pilates hocası anlatsın artık. Deneyin görün.

Merkezi kuvvetlendirmek önemli olduğu için her harekette dikkatli  yavaş titiz kontrollü olacaksınız. Siz biseps çalışıyor sanıyorsunuz ama bir bakıyorsunuz daha bir kaç ders sonra duruşunuz değişmiş..bkz ben!

Saatlerce dambıl denen şeyi hah..huhhh.. Kaldır indir yapmadan oyun oynar gibi tüm vücut formda…

Tavsiye ederim. Kendinize böyle bir hediye yapın yaz gelmeden.sırt ağrısı  kalmasın.

İşte geldiğim son durum:

Karın İçeri, sık sık sık, omuzlar aşağı... Meğer ne kadar kasımızı kullanmadan yaşıyormuşuz.

Karın İçeri, sık sık sık, omuzlar aşağı… Meğer ne kadar kasımızı kullanmadan yaşıyormuşuz.

Duruşum değişti. Merkez kontrol altında, nefes kontrolü var. Omuzlar olması gereken yerde. Yorgunluktan ve zayıflıktan göbeğe yakın değil. Uzun süredir kullanmayı unuttuğum ne çok kas var bir bilseniz. Hocamın dediğine göre bu kasları tekrar kullanmaya başladıktan sonra yürürken de dengeniz artacak ve kolayca devrilmeyeceksiniz.

İlk fırsatta buraya bir video ekleyeceğim. Zayıflama yolunda hangi aşamaya geldiğimi göreceksiniz. Taktım kafaya bir kere, sağlığıma kavuşacağım.

image image

İsmail Hoca ile tanışmak isterseniz adresi internette var: http://smlpilates.com/

Hatta size Pilatesin mucidi Joseph Hubert Pilates resmini görüp vay be demeniz için bilgileri aldığım siteye de yönlendireyim:

 https://de.wikipedia.org/wiki/Pilates

Neymiş: Önyargı fenaymış. Pilates ruh ile bedenin dansıymış.

Genel kategorisine gönderildi

Pilates yazısı yarına kaldı.

Bir ön bilgi vereyim:

Böyleydi duruşum:

Ben pilatesi topla oynanan oyun sandığım zamanlardaki duruşum

Ben pilatesi topla oynanan oyun sandığım zamanlardaki duruşum

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

böyle çalıştım:

Başka resimler de gelecek

SML Pilates ile

Onuncu seansta böyle:

Karın İçeri, sık sık sık, omuzlar aşağı... Meğer ne kadar kasımızı kullanmadan yaşıyormuşuz.

Karın İçeri, sık sık sık, omuzlar aşağı… Meğer ne kadar kasımızı kullanmadan yaşıyormuşuz.

 

Pilates konusu hayatımı değiştiren önemli bir karar. Mutlaka paylaşmalıyım. Azzzz sonraaa!