Aile içi şiddet

Sevgili Meslektaşlarım,

Bu sayıda, çocuk hekimliğinin beklemediğimiz bir anında karşımıza çıkabilecek iki önemli konuyu, aile içi şiddetin iki boyutu olan ensest ve sarsılmış bebek sendromu konusunda önemli iki yazı okuyacaksınız. Rahmetli Hocamız Prof. Dr. Sami Zan’ın “yan konu” adını verdiği hayat dersleri dışında ne tıp fakültesi boyunca ne de tıp kitaplarında okumayı pek de istemediğim konularla Çocuk Acil nöbetlerinde karşılaşmaya başladıkça, bir çocuğun masumiyetinin ve zayıflığının yakın akraba tarafından zarar görmesini içsel olarak ne kadar reddettiğimi anlamıştım. Bu sayıda editoryal görüşümü yazmak için masama oturduğumda kendime sorduğum ilk soru insanın kaç yaşından itibaren saldırgan ve tahripkâr olduğu idi. Bu konuyu araştırdım ve çok şaşırdım. Diğer memelilere göre filogenetik olgunlaşma konusunda en güçsüz,  yani yaşamının ilk yıllarında mutlak olarak başkasına bağlı olan, “beceriksiz ve çaresiz” insanoğlu, büyüdükçe hayal kırıklıkları, öfke ve nefret birikimleri ile diğer insanları keşfetmektedir. Bunun da sonucunda daha küçük yaşlarda çaresizliğin verdiği etki ile “öfke ve tahripkârlığı” öğrenmekteydiler. Ancak bütün bu içgüdüsel saldırganlığın karşısında kültür ve uygarlığın devreye girerek bu duyguları bastırmakta ya da dönüştürmekte olduğunu okuyunca derin bir nefes aldım.  Psikanalist Charles Melman’a göre son yıllarda kültürün değişerek yerini “arzunun sınırsız doyumunu” hedefleyen bir kültüre bırakmakta oluşu belli ki ileri yıllarda başka bir endişe nedenimiz olacaktır(1). Bu durumda son çare olan uygarlığa çok iş düşmektedir.

Aile içi şiddetin türlerine baktığımızda “gül biter” ya da “dayak cennetten çıkmadır” avutması ile geçiştirilen ancak mahzurları yeni yeni gündeme gelen ev içi şiddet başlığı altında çocuklara karşı şiddetin riskinin % 77’lere vardığını ve bu şiddetin de çocuğun özgüven gelişimini ve sağlıklı kişiler arası ilişkiler kurmasını ne kadar zorlaştırdığını öğrenmek hiçbirimizi şaşırtmıyor(2). Domino etkisi ile ebeveynden çocuklara oradan da torunlara geçen aile içi şiddetin sıklığı ülkemizde Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu tarafından incelenmiş ve maalesef şu sonuçlara ulaşılmıştır: üç aileden birinde aile içi şiddet vardır; şiddet uygulanan evlerin dörtte üçünde çocuklar şiddete tanık olmaktadırlar. Anne babanın geçmişinde dayak hatırası %70 kadardır. Şiddet uygulayanların %95’i erkek, şiddete maruz kalanların %90’ı kadın ve çocuklardır. Buna karşın toplumda fiziksel istismar sıklığı %30-35 iken cinsel istismar %13’tür ve cinsel istismarın %50 si aile içindendir. Ne yazık ki istismara uğrayanların çoğu durumu bildirmemektedir. Bu durumda uygarlık ve kültür devreye giremediğine göre özel bazı kanunlarla çocukların yakın akrabalarından “korunması” devletin sorumluluğundadır. Ancak bu konuda tüm dünyada olduğu gibi yasalar henüz yetersizdir, örneğin hala akraba evlilikleri dünyadaki pek çok ülkeden fazladır.

Peki, çocuk hekimi olarak bize düşen nedir? Her zaman söylediğimiz gibi, bizler çocukların avukatlarıyız. Sağlıklı bir çocuk nesli geleceğimizin güvencesidir. İstismar hakkındaki yüksek farkındalığı ve şiddetin medyadaki boyutunu ailelere her defasında üşenmeden anlatmalı ve her görüşmede çocuğu şiddet açısından sorgulamalıyız. Unutmayalım, hastaların hekimlerin doktorluğuna ihtiyaçları yoktur. Hastalıkların ihtiyacı vardır. Hastaların hekimlerin şefkatine, sevgisine ihtiyaçları vardır.

Dr Hilmi Apak

Bu yazı Türk Pediatri Arşivi dergimizin 2012 sayısında yayımlandı

Referanslar1. Kayaalp L. Çocuk ve şiddet ya da şiddetin çocuksu kökenleri. Çocuk ve Şiddet Çalıştayı 12 Eylül 2009, İstanbul. İstanbul Tabip odası yayınları. GM Matbaacılık İstanbul ,13-6; 2009.2. Alikasifoglu M., Erginöz E, Ercan O, ve ark. Child Abuse & Neglect  (30) 247–55;2006