Açılın ben doktorum (Yazıdaki bold italikler benim iç sesim.)

Geçen hafta salı günüydü. Akşamüstü. İş çıkışı. Köprüyü geçtim. Aklımda yokken biraz da trafiğin dolu olmamasını fırsat bilip hem Mustafa’yı görürüm, hem yeni Apple saatlerden bir tane de eşime bakarım hem de biraz dolaşırım diyerek direksiyonu Akasya alışveriş merkezine kırdım. Sakin bir günün benim hayatımı bu kadar etkileyeceğini hiç düşünmeden. Bir dakika sonrasını bilen var mı hayatının? 

Mustafa’yı daha öncesinden tanıyorsunuz. Benim apple’cı olmamı sağlayan muhteşem insan. Ben onu bulmadan o beni gördü ve ne var ne yok diyerek yanıma geldi. Havadan sudan en çok ta yeni doğmuş yeğeninden konuşuyoruz. Sol tarafımda bir kuyruk. Bitişi görünüyor da başlangıcı arkamdaki geniş sütun nedeni ile görünmüyor. Yanımda bir bebek arabası. Annesi yeni gelen “apple watch”lara bakarken o da benim ona gülümsediğim gibi bana gülücük atmakla meşgul. Saçları da ne kadar gür. Benim oğullarımın da saçları gürdü ama kızımın geç çıktı saçları. Annesi yanlış anlar mı acaba ufaklığa bakmamı. Tüh 38 mm çelik saat kalmamış. Acaba diğer mağazada olabilir mi? Arif te Amerikadan gelecek bu hafta ona ısmarlasam mı? Şule sürprizleri sever. Ama şimdi buna çok masraf diyerek karşı çıkar mı? Neyse acele etmeyeyim. Mustafa ile sohbet edip biraz da yeğenini sorayım.

-Adı ne?

-Ahmet koymak istiyor abim. Ama ben de .. olsun dedim. Ama bakalım belki sadece göbek adı olur.

-Aman Mustafa dikkat et, bugün adına karışırsan yarın da o senin adına karışır ona göre..

-Aman hocam 🙂 Ne diyorsun..

-Valla öyle. Bak mesela annem doğmadan önce annemin dayısının oğlu doğmuş. Rahmetli dedem Kayhan olsun deyince kırmamışlar Kayhan koymuşlar adını. Sonra annem doğunca bizimkinin adını Kayhan koydunuz, sizinki de Ayhan olsun o zaman  deyince annemin adı da Ayhan olmuş :)) (Kahkahalar. – Ama hocam Ayhan adı ile kadın çok var 🙂

(Tam o sırada sol taraftan bir ses geldi. Sanki yere bir şey düştü gibi. Belli ki birisi elindeki telefonu yere düşürmüştü.)

Belki de bilgisayar düştü. Ses biraz çoktu. Ama önemli bir şey olsa çığlıklar filan olurdu. Herhalde. 

Konuşmaya devam ettik.

-Ya hocam o ses neydi acaba bir baksak mı?

-Önemli bir şey değil herhalde. Bakalım ama tabi.

Sütunun arkasına doğru bakarak :

Allahım o ne. Adam düşmüş. Göbeği de ne kadar büyük. Kafasını çarptı herhalde. O ses ondan mıydı. Demek ki düşerken kafasını çarptı. Ellerini kollarını hareket ettiriyor galiba bir şey oldu. Boğuluyor mu? Protez dişi yarısına kadar dışarı çıkmış. Adamın birisi yerine itti. Şimdi konvulsiyon geçiriyorsa çıkartmak lazım. Şimdi yanındayım. Nabzını alamıyorum. Nefes ta almıyor. Hareketleri durdu. Göz bebekleri nasıl acaba? Küçük. Hemen bir şey yapmam lazım. Kalbini dinleyeyim. Kalbi atmıyor. Çok büyük göbek. Acaba yemek yemiş midir? Hemen ilk yardıma haber vermeliler. 

-112 yi aradınız mı?

-Aradık geliyorlar.

-Siz doktor musunuz?

Mustafa: – Evet o doktor. Müdahale etmeyin. Açılın biraz. Yardımcı olalım.

Şimdi ne yapmalıyım. Bunun A’sı B’si, c’si vardı. Ama adam ölüyor. Önce oksijen gitmeli ciğerlere. (İşte o an hayatım boyunca düşündüğüm iğrenir miyim yapabilir miyim? Becerebilir miyim? düşünceleri yoktu. Bilinçaltım devreye girmişti ve bir el beni yaşlı amcanın başına oturtmuştu. Soluk verirken göğsü şişiyordu. Rengi hala pembe idi. Dur o ne. Boyun alttan itibaren morarmaya başladı. Kalp masajı yapmalıyım. Bir-ki,üç,dört,beş,altı,yedi,sekiz,dokuz,on.

Oldu. Şimdi soluk. Dışarı iyice nefes vereyim ki ciğerime temiz hava dolsun.

-Ambulans çağırdınız mı?

-Doktor var mı?

-Bu abi doktor

-Bu telefon kimin

-Galiba adamın. Arayalım ailesini.

Bir-ki-üç-dört…

Gelmedi nabzı hala. Öldü mü acaba. Göz bebekleri hala küçük. Devam edeyim. Yanda bir sürü ayak var. Seyrediyorlar. Üfff. Yok mu arasında bir tane bu işi bilen? Tek kaldım…Üff .. Çok acı.. İnşallah ölmez. Gerekirse bir saat devam et demişti hoca derste. İster misin kurtulsun. Devam devam. Bir-ki-üç… şimdi soluk. Nabzı atıyor mu? Atmadı. Devam edelim. -Amca -amca.. Hareket yok. -Ambulanstan haber var mı? 

-Geliyorlar hocam

Devam Hilmi. Kurtulacak. Devam. 

Ya kurtulmazsa. Nasıl karar vereceğim . Herhalde 112 dekiler bir şey yapar. Kardiyoversiyon, intrakardiyak filan. Bir-ki-üç-dört… Solunum efektif oluyor. Ama hala nabız gelmedi. Bir-ki-üç-dört..

-Hamfendi, eşiniz biraz rahatsız. Şimdi ben sizi Akasya dan arıyorum. Bilinen bir rahatsızlığı varmıydı? Kalp ameliyatı mı? Ne zaman? Tamam. Şimdi biz gereken tedaviyi yapıyoruz. Siz de lütfen Akasyaya gelin. Durumu iyi merak etmeyin.

Ne iyisi ya adam ölüyor. Belki de öldü. Ama ne desin adam. Ben ne derdim. Muhtemelen koroner ameliyatıdır. Bu kadar göbek. Yakınları ne haldedir. Bir-ki-üç-..

Abi yere düşerken çok fena kafasını vurdu. 

-Tamam 

-Söyliyim dedim. Belki yapılacak bişi vardır.

-Yok. Bir-ki-üç-.. derin nefes al. Adama ver. Nefes al. Adama ver. 

İnşallah bulaşıcı bir enfeksiyonu yoktur. Zeynepe bulaştırmayayım. Artık iş işten geçti. Adam kurtulsun da. Ne olabilir ki? Hepatit B ye aşılıyım. Diğerleri de nezle grip. Neyse devam. Nerede kaldı bu ambulans. Milleti de telaşlandırmamalıyım. 

-Ben acil doktoruyum

-Senin adın Hızır olmalı. ben de doktorum. 

-Kaç dakika oldu?

-Bilmem. On olabilir. 

-Sen solunum yaptır ben kalbine masaj yaparım

-Tamam. 

–Galiba döndü. (Adam gözlerini açtı. Birşeyler söylemek için mecali yoktur ama nefes almaya başlamakla başlamamak arasındadır. Nabzı hala yok. Kalbi atmıyor. Daha doğrusu ben duyamıyorum. o sırada kısa süreli ara verdik. belki bir kaç saniye. Ama morarma boyundan yukarı tekrar çıkınca yeniden başladık. Yine pembeleşmesi beni mutlu etti. Demekki yaptığımız iş işe yarıyor. Sadece tam donanımlı ambulansın gelmesi lazım.Bir-ki-üç…

-Ben paramediğim. Alışveriş merkezinin. 

-Sen damar yolu aç adrenalin var mı?

-Var.

Ben solunuma hastanın sol tarafında başucuna oturmuş devam ederken sol tarafımda sol eline damar yolu açan genç bir görevli, karşımda hafiften rengi solmuş, yorgun görünümlü acil hekimi. 

(Ne iyi yaptın da geldin. Ben artık ümidi kesmiştim. Hızır gibisin. )

-Abi ben Küçükçekmece de acil hekimiyim. Nöbet ertesi bir arkadaşa geldim. Üst kattan sizi gördüm koşa koşa geldim.

Doktor: Entübasyon var mı?

Paramedik: Var abi. 

Yer değiştirdik. ben kalp masajına hastanın sağına geçtim. Acil hekimi başucuna. Entübe etti.

-Bir cc adrenalin.

-Verdim abi. Kalbi atıyor mu? 

-Atmıyor. Fibrilasyon herhalde.

-Oksijen var mı? 

-Abi geliyor. Yolda.

(kalp masajı yaparken dirseklerden bükmemek lazım. Efektif yapıyoruz. Hastanın rengi düzeldi. Hadi bir de kalbi atsa.)

-Abi sen yoruldun. ben masaja geçeyim

-Olur

Oksijen geldi. Şuradan açılıyor. Bir ucunu entubasyona uzatayım. Açtım sonuna kadar.

Adam sol elini hareket ettirdi. Ağlamak istiyorum. Ağlayamıyorum. Eli buz gibi. Ama elini tutmam ona moral verecek. -Amca yanındayız. merak etme. İyi olacaksın.

-Bir cc daha adrenalin.

-Abi o enjektördekinin tamamını ver.

-verdim.

-Kardiyoversiyon ile bir şey olmadı. İki defa yaptım. 

Yoruldun mu gene alayımmı?

-Yok abi iyiyim.

Tam o sırada 112 gençleri geldiler.

Saate baktım ister istemez. Ama heyecandan hiç hatırlamıyorum.

Açılın çekilin. Beni de hafifçe kenara itti. O kadar tükenmişim ki ben başlattım şöyle şöyle oldu, şunu bunu yaptık diyemedim. Kenara sessizce çekildim. Sırtım ağrımış. Alt dudağım acıyor. 

Mustafa aldı beni içeri götürdü. Elimi yüzümü yıkadım. Su içtim biraz. Karmakarışık duygular. Hastayı hala alıp götürmediler. Yanlarına gittim. Bradikardik te olsa kalp atışı var.

 

Nerde kalmıştık Mustafa. 

Genç bir görevli yaklaştı. Siz harikasınız.

Ben görevimi yaptım.

Dedim ama içimden de doktor olmamdaki o en büyük dürtünün “açılın ben doktorum” diyebilmek olduğunu, bunun verdiği hazzın narsistik keyfini günlerce yaşadım. Bu anımı sizlerle paylaşmanın kibir olacağını bile bile paylaştım. Gurur verdi bana çünkü. Ne kadar alçakgönüllü olursanız olun bir kişinin hayata dönmesine yardım edebilecek zaman ve konumda olabilmek te bir ödül.

Bu ödülü bana verdin. Başka zamanlarda başarısız denemeler olmuştur olacaktır. Ama önemli olan bu fırsatı bana vermendi.