Bakterileri biliriz. Virusleri de duyarız. Ama mantarın yani bir çeşidi küf olan mantarın bağışıklığı bozuk hastada ölümcül olabileceğini bilir misiniz?

Haberin nedeni hastanelerde belki iyilik olsun diye belki de ihtiyaçtan zırt pırt yapılan tadilatlar ek inşaatlar. Halbuki Kanser tedavisi gördüğü sırada bağışıklığı sıfıra inmiş bir hastada badananın altındaki küf ölümcül olabiliyor. Bu küf havada uçarak hastanın solunum yolundan girip ağır enfeksiyonlara neden olur.

Aman dikkat. Haberin kaynağı için aşağıdaki bağlantıya gidin:

http://www.iha.com.tr/haber-hastane-tadilatlarina-dikkat-269136/

NİHAL IŞIK
İSTANBUL

Lösemi ve kanser hastalıkları bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar. Tedavi için alınan kemoterapiler bağışıklık sistemini daha da bozar. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji- Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, dışarıdan gelen herhangi bir enfeksiyonun bu hastaların durumunun ağırlaşmasına hatta bazen ölümüne bile neden olabildiğini söyledi. Her insanın vücudunda birtakım bakterilerle yaşadığını, bu bakterilerin güçlü bir bağışıklık sistemi ile etkili olmayacağını ifade eden Prof. Dr. Hilmi Apak, “Bakterilerin yanında ortamlarda virüsler ve mantarlar da bulunur. Mesela bebekler ağızlarında, koltuk altlarında beyaz pamukçuklar, mantarlardır. Bunları sağlıklı bebeklerde bir sorun teşkil etmez. Fakat lösemi gibi nedenlerle kemoterapi alan hastalarda bağışıklık sistemi vücudu korumaya yeterli olmadığı için mantarlar tehlikeli olabilir” diye konuştu.

MANTAR, ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIR

Kanser ve lösemi hastalarında ağır tedavi karşısında mantara karşı bağışıklık sağlayan hücrelerin öldüğünü, bu yüzden enfeksiyona daha duyarlı olduklarını açıklayan Prof. Dr. Apak, “Enfeksiyona neden olabilecek bakteriler ve virüsler için antibiyotik kullanıyoruz. Fakat mantarlar, bakteriler gibi antibiyotiklere cevap vermiyor. Bu yüzden lösemili çocuklarda mantar yüzünden ölüm riski artıyor” dedi. Prof. Dr. Apak sözlerine şöyle devam etti: “Mantarlar havada solunum yoluyla ciğerlere kadar girer. İnşaat, boya, tadilat yapılan yerlerde mantar daha fazla olacağı için hastanelerde bu tür işlerin yapılması risklidir. Özellikle aspergillus mantarı çok zararlı ve dirençli bir mantardır. Onkoloji ve hematoloji kliniklerinde çok dikkatli olmak gerekir. İnşaatlar mantar enfeksiyon riskini artırır. Hastanelerde hiç inşaat yapılmaması ya da önceden haber verilip, ona göre önlem alınmalıdır”.

Demir eksikliği önemli. Önlemek basit. Tedavi basit.

Haberin amacı demir eksikliğine dikkat çekmek. Nihal Işık ile hazırlamıştık. 

Haberin kaynağı aşağıda:

http://www.iha.com.tr/haber-demir-eksikligi-zeka-geriligi-mi-yapiyor-250679/

NİHAL IŞIK
İSTANBUL
Demir vücudun dışarıdan aldığı, az miktarda ancak mutlak ihtiyaç duyduğu bir maddedir. İnsan vücudunda bulunan demir elementinin eksikliği kansızlığa neden olur. Hatta ileri düzeyde demir eksikliği olması durumunda da zeka geriliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre demir eksikliğine bağlı görülen kansızlık değerleri okul öncesi çocuklarda yüzde 47, gebe kadınlarda yüzde 41,8, gebe olmayan kadınlarda yüzde 30. Türkiye’de de yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre de kansızlık değerleri, 0-5 yaş arası çocuklarda yüzde 50, okul çağı çocuklarında yüzde 30, emziren kadınlarda ise yüzde 50.

GELİŞİM OLUMSUZ ETKİLENİYOR

Demirin özellikle hızla büyüyen bebekler için çok fazla ihtiyaç olduğunu açıklayan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, “Demir eksikliğinin en önemli sonucu gelişimin olumsuz etkilenmesi. Demir eksikliği olan bebeklerde ve çocuklarda zeka gerilikleriyle algılama bozuklukları olur. 6 ay anne sütü ile beslenen bebeğin, 6 aydan sonra demir yönünden zengin olar et, balık, yumurta gibi yiyecekleri de tüketmesi çok önemli. Demir eksikliği oluşturulan bebek farelerde yapılan araştırmaları göre beyindeki dopamin resepsiyonlarında kalıcı beyin hasarına neden olduğu ispat edilmiş. İnsanlarda kalıcı bir hasar olmasa da, ileri seviyede demir eksikliğinin zeka geriliğine, algılamada yavaşlamaya neden olduğunu biliyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de önceki yıllarda ciddi bir demir eksikliği sorununun olduğunu fakat Sağlık Bakanlığı’nın 2004 yılında başarılı bir şekilde uygulamaya koyduğu ‘Demir gibi Türkiye’ projesi ile bu sorunun çözüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Hilmi Apak, “Bu proje ile bebeğe 4 aydan sonra 1 yaşına kadar ücretsiz olarak demir damlası veriliyor. Hatta proje geliştirildi ve annelere de demir damlası verilmeye başlandı. Fakat demir takviyesi tek başına yeterli değil, bebeğin çok iyi bir şekilde, et ve et ürünleri ile beslenmesi gerekiyor. Demirde başka vitaminlerle takviye edilmiş, süt ürünleri yerine inek sütünün kullanılması demir eksikliği yapabilir” dedi. Prof.Dr. Apak sözlerine şöyle devam etti: “Bebekler 1 yaşına kadar beyin gelişiminin büyük bir bölümünü tamamlıyor. Sınırı 10 yaş kabul edersek, o zamana kadar iyi beslenmeyen çocukta oluşan zeka geriliği bir daha geri dönmez. Demir de, çinko da verseniz geri dönmez. Bu yüzden erken müdahale edip, iyi bir beslenme ile gelecek nesillerin daha zeki olmasını sağlayabiliriz. Eğer bebeğinizde iştahsızlık, öğrenme güçlüğü, halsizlik belirtileri varsa demir eksikliği açısından muayene edilmeli. Unutmayalım demir eksikliği çok kolay tedavi edilecek bir hastalıktır.”

Kanın fabrikası yok. Ama bunu sadece ihtiyacımız olduğunda hatırlamayalım lütfen

En çok ihtiyacımız olduğunda bulamadığımız zaman üzüleceğimizi biliyoruz. Ama hiç bir zaman ihtiyaç duymayacağımızı da düşünüyor olabiliriz. Ancak bir grup hasta var ki, doğduklarından itibaren bütün ömürleri boyunca başkalarının ürettiği kana ulaşmaları gerekiyor. Ne büyük bir heyecan olduğunu siz bilemezsiniz her üç haftada bir kan merkezine gidip eli boş bir sonraki günü beklemenin zorluğunu. Oysa hepimiz günün birinde birisine iyilik yapabilmeyi arzu ederiz. İşte tam burada karşınıza bu yazı çıkar ve kan merkezine gidersiniz. O gün kan verdikten sonraki mutluluğunuzu ve öfori’nizi ben yakınen biliyorum. Kim bilir kim tanımadığı sizin kanınız ile hayata tutunacak ve size içinden teşekkür edecek. Maddi bir karşılığı olmadan böyle bir iyilik yapmak günümüzde imkansız görünse de her gün yüzlerce kişi bu mutluluğu tadıyor. Siz neden denemiyorsunuz? Sizi engelleyen nedir?

İşte bu haberi yine Nihal Işık ile bu nedenle yapmıştık. Bu haberde Talasemi major dediğimiz hastalığı anlattık. Çok basit bir test ile önlenmesi mümkün iken ve ülkemizde evlenmeden önce zorunlu olan bu testi yapmak mümkün iken hala Talasemi major’lü bir çocuk doğuyorsa topyekün utanmalıyız.

Haber kaynağı aşağıdaki bağlantıda:

http://www.iha.com.tr/haber-kana-bagimli-hayatlar-258337/

 

NİHAL IŞIK
İSTANBUL
Vücudun kan üretememesinden kaynaklanan genetik geçişli bir kan hastalığı olan talasemi (Akdeniz anemisi) ile ilgili konuşan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, “Aileler, çocuklarında renkte aşırı solukluk, iştahsızlık, emmede zorlanma gibi belirtilerde dikkatli olmalı. Talasemi de aşırı bir kansızlık olduğu için, hastalar 3 haftada bir dışarıdan kan almak zorundalar. Sürekli hastaneye gelip gidiyorlar. Kan almadan bu hastalar yaşayamaz, kana bağımlılar. Bu yüzden düzenli kan bağışçılarına her zaman ihtiyaç var” diye konuştu.

“İKİ TAŞIYICININ EVLENMESİ RİSK”
Türkiye’de yaklaşık 1.5 milyon talasemi taşıyıcısının olduğunu, iki taşıyıcının evlenmesi ile hasta çocuk doğma ihtimalinin olduğunu, bu yüzden evlenmeden taşıyıcılık testinin yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Apak, “İnsanların bilinçlenmesi ile hasta çocukların doğmasına engel olabiliriz. Bu noktada özellikle akraba evliliklerinin yapılmaması büyük önem taşıyor. Çünkü akraba evliliklerinde, taşıyıcı olan iki kişinin birbirini bulma ihtimali artıyor. Bu noktalara dikkat edersek, hasta çocuk doğmasını engelleyebiliriz” dedi.

Talasemi hastalarında karaciğer, dalak büyüklüğü, hormonel bozukluk ve demir birikimi gibi sorunların da ortaya çıkabildiğini açıklayan Prof. Dr. Apak, “Bu hastalar kan aldıkları için vücutlarında fazla demir birikimi oluyor. Bu demir pankreasta birikirse şeker hastalığı, tiroidde birikirse tiroid hastalığı, beyinde birikirse büyüme geriliği, karaciğerde birikirse siroz, kalpte birikirse kalp yetersizliği oluyor. Fakat günümüzde demir birimini önleyecek o kadar iyi ilaçlar var ki, bu olumsuzlukların çoğunu engelleyebiliyoruz. Hasta çocuk doğması durumunda kesin tedavi ilik nakli ile oluyor. Onda da uygun dokunun bulunamama olasılığı var. En iyisi, hasta çocuk doğmasını engellemek” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Apak, ailede bir kişinin bile taşıyıcı olması durumunda tüm ailenin taranması gerektiğini, başka risk altında kişilerin de olabileceğini sözlerine ekledi.

Çocuklarda baş ağrısı önemli mi?

Yine Nihal Işık ile hazırladığımız ve kaynağını aşağıda belirttiğim videomu sizlerle paylaşıyorum. Lütfen basit bir baş ağrısında “aman çocuğumda beyin tümörü var mı acaba ?” olarak algılamayın bu videomu. Ama baş ağrısına bir nörolojik belirti eşlik ediyorsa, birkaç günden uzun sürüyorsa o zaman doktorunuza sormanızda fayda olabilir. 

Haberin aslı için bağlantı adresi şurada:

http://www.iha.com.tr/haber-cocuklarda-bas-agrisina-dikkat-317279/

Haberin videosunu da internet sorunları nedeni ile göremezsiniz diye siteme ekledim.

Lütfen izleyin.

 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, çocuklarda uzun süre görülen baş ağrısının yanında kusmanın da görülmesi durumunda ağrının çok dikkate alınması gerektiğini, uzman bir doktora başvurulmasını belirtti. Prof. Dr. Apak, “Baş ağrısı bir semptomdur çünkü her türlü hastalığın belirtisi olabilir. Basit bir gribal enfeksiyonun baş ağrısı olabilir, uykusuzluğun baş ağrısı olabilir. Baş ağrısı uzun sürüyorsa ve git gide artıyorsa buna dikkat etmek lazım. Baş ağrısı tehlikeli bir hastalığın da belirtisi olabilir” şeklinde konuştu.

Baş ağrısının çocuklarda sınav öncesinde, bir şeye üzüldüğünde olabileceğini anlatan Prof. Dr. Apak, “Ancak baş ağrısıyla birlikte özellikle fışkırır tarzı kusma, baş ağrısının yanında bir nörolojik belirti olması önemli bir bulgudur. Özellikle sabah kalkar kalkmaz bir baş ağrısının olması ve bu baş ağrısının gün içinde tekrarlanması, devam etmesi de önemli bir bulgu olabilir” dedi.

NÖROLOJİK BELİRTİYE DİKKAT
Özellikle kadınlarda uzun süren baş ağrılarının tümöre bağlı baş ağrılarından ayırt etmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Apak, “Tümöre dayalı baş ağrısı migren türü baş ağrısından, sıradan ağrılardan, yorgunluğa bağlı baş ağrısından farklı olarak hiç beklenmeyen bir durumda çocukta gitgide artan ve devamında nörolojik belirtiler gösteren bir baş ağrısıdır. Buna dikkat etmek lazım en azından çocuğu bir doktor kontrolüne götürmek gerekir. Beyin tümörlerine bakacak olursak bunların serin ve habis şekilleri var. Bunlara doktor kontrolünde karar verilmesi lazım. Görüntüleme yapılması gerekiyor. Bu görüntülemenin ardından bu tümörün yeri ve şekli dikkate alınarak gerekirse beyin cerrahları tarafından biyopsi yapılır. Ve patologlar tarafından incelenir. Bunun sonucunda da eğer bir habis tümör söz konusuysa ışın tedavisi kemoterapi gibi olanaklar gündeme gelebilir” diye konuştu.

DİĞER BELİRTİLERİ GÖZLEMLEYİN
Çocukların baş ağrısı olduğunda annelerin endişelenmemesi gerektiğini söyleyen Dr. Apak, “Baş ağrısının çok basit sebepleri olabilir. Sınava girecek olması, stresli olması, uykusuzluk, bilgisayarla çok haşır neşir olması, gözlerini çok yorması, işe bağlı bir ağrı ya da gribal bir enfeksiyonun başlangıcında baş ağrısı olabilir. Zaman içerisinde artan ve günlerce süren bir baş ağrısının yanında fışkırır tarzı kusmalar, herhangi bir yerinde uyuşma, güç kaybı, yürürken sendeleme gibi belirtiler önemsenmeli” dedi.

NİHAL IŞIK
İSTANBUL

 

 

 

 

Muayene her zaman önemlidir

 

Hodgkin lymphoma patients in first remission: routine positron emission tomography/computerized tomography imaging is not superior to clinical follow-up for patients with no residual mass
Eldad J. Dann, Leanne Berkahn, Tatiana Mashiach, Michael Frumer, Ariel Agur, Bridgett McDiarmid, Rachel Bar-Shalom, Ora Paltiel and Neta Goldschmidt
Article first published online: 7 DEC 2013 | DOI: 10.1111/bjh.12687

Gömlekler var, kravatlar var, saat var, anneler var, kapı kolları var, musluklar var. Her yere eldiven olmuyor

Can Gloves and Gowns Prevent the Spread of Antibiotic-Resistant Bacteria?

Richard T. Ellison III, MD Reviewing Malani PN., JAMA 2013 Oct 16; 310:1567

Universal glove-and-gown use in the ICU did not decrease the combined acquisition rates of MRSA and VRE.

Çok süt içmek yaşlılarda kalça kırığı yapıyormuş????

Is Teenage Milk Consumption Good for the Hips?

Cornelius W. Van Niel, MD Reviewing Weaver CM., JAMA Pediatr 2013 Nov 18;

Greater consumption was associated with later hip fracture in men but did not affect risk in women.

 

FREE FULL-TEXT ARTICLE

SUMMARY AND COMMENT | PEDIATRICS AND ADOLESCENT MEDICINE

December 11, 2013

Is Teenage Milk Consumption Good for the Hips?

Cornelius W. Van Niel, MD Reviewing Weaver CM., JAMA Pediatr 2013 Nov 18;

Greater consumption was associated with later hip fracture in men but did not affect risk in women.

 

Bone mineral content increases most during adolescence, and adequate milk consumption is recommended for teenagers. But, does greater milk intake during adolescence prevent later osteoporotic fractures? To find out, investigators examined teenage milk consumption as reported at enrollment by 61,600 women (age range, 30–55) in the Nurses’ Health Study and 35,350 men (age range, 40–75) in the Health Professionals Follow-up Study. Women were prospectively followed for up to 22 years after reaching menopause, and men after age 50, for self-reported hip fractures not due to major trauma or malignancy.

In analyses adjusted for adult and teenage diet measures, supplement use, physical activity, and body-mass index, and adult medication use, milk intake, and age, the risk for hip fracture in men increasedsignificantly by 9% for each additional 8-ounce glass of milk per day consumed between ages 13 and 18 years (relative risk, 1.09). Teenage milk intake did not affect risk for hip fractures in women. Both men and women who drank more milk as teenagers were taller than those who drank less. Adjustment for height (an independent risk factor for hip fracture) attenuated the fracture risk associated with teenage milk intake in men (RR, 1.06).