Yeniyıl

Sandalyeden yaptığım uçakla düşmanın üstüne üstüne uçup bombaları atarken taa en arkadaki mutfaktan anneannem seslendi, “Hilmi gel oğlum, sana para vereyim git ekmek al”. Ya hatıralar karışık kafamda ya da bakkala gidebildiğim yaşlarda uçakçılık oynayabiliyordum.

 

Genel kategorisine gönderildi

Aile içi şiddet

Sevgili Meslektaşlarım,

Bu sayıda, çocuk hekimliğinin beklemediğimiz bir anında karşımıza çıkabilecek iki önemli konuyu, aile içi şiddetin iki boyutu olan ensest ve sarsılmış bebek sendromu konusunda önemli iki yazı okuyacaksınız. Rahmetli Hocamız Prof. Dr. Sami Zan’ın “yan konu” adını verdiği hayat dersleri dışında ne tıp fakültesi boyunca ne de tıp kitaplarında okumayı pek de istemediğim konularla Çocuk Acil nöbetlerinde karşılaşmaya başladıkça, bir çocuğun masumiyetinin ve zayıflığının yakın akraba tarafından zarar görmesini içsel olarak ne kadar reddettiğimi anlamıştım. Bu sayıda editoryal görüşümü yazmak için masama oturduğumda kendime sorduğum ilk soru insanın kaç yaşından itibaren saldırgan ve tahripkâr olduğu idi. Bu konuyu araştırdım ve çok şaşırdım. Diğer memelilere göre filogenetik olgunlaşma konusunda en güçsüz,  yani yaşamının ilk yıllarında mutlak olarak başkasına bağlı olan, “beceriksiz ve çaresiz” insanoğlu, büyüdükçe hayal kırıklıkları, öfke ve nefret birikimleri ile diğer insanları keşfetmektedir. Bunun da sonucunda daha küçük yaşlarda çaresizliğin verdiği etki ile “öfke ve tahripkârlığı” öğrenmekteydiler. Ancak bütün bu içgüdüsel saldırganlığın karşısında kültür ve uygarlığın devreye girerek bu duyguları bastırmakta ya da dönüştürmekte olduğunu okuyunca derin bir nefes aldım.  Psikanalist Charles Melman’a göre son yıllarda kültürün değişerek yerini “arzunun sınırsız doyumunu” hedefleyen bir kültüre bırakmakta oluşu belli ki ileri yıllarda başka bir endişe nedenimiz olacaktır(1). Bu durumda son çare olan uygarlığa çok iş düşmektedir.

Aile içi şiddetin türlerine baktığımızda “gül biter” ya da “dayak cennetten çıkmadır” avutması ile geçiştirilen ancak mahzurları yeni yeni gündeme gelen ev içi şiddet başlığı altında çocuklara karşı şiddetin riskinin % 77’lere vardığını ve bu şiddetin de çocuğun özgüven gelişimini ve sağlıklı kişiler arası ilişkiler kurmasını ne kadar zorlaştırdığını öğrenmek hiçbirimizi şaşırtmıyor(2). Domino etkisi ile ebeveynden çocuklara oradan da torunlara geçen aile içi şiddetin sıklığı ülkemizde Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu tarafından incelenmiş ve maalesef şu sonuçlara ulaşılmıştır: üç aileden birinde aile içi şiddet vardır; şiddet uygulanan evlerin dörtte üçünde çocuklar şiddete tanık olmaktadırlar. Anne babanın geçmişinde dayak hatırası %70 kadardır. Şiddet uygulayanların %95’i erkek, şiddete maruz kalanların %90’ı kadın ve çocuklardır. Buna karşın toplumda fiziksel istismar sıklığı %30-35 iken cinsel istismar %13’tür ve cinsel istismarın %50 si aile içindendir. Ne yazık ki istismara uğrayanların çoğu durumu bildirmemektedir. Bu durumda uygarlık ve kültür devreye giremediğine göre özel bazı kanunlarla çocukların yakın akrabalarından “korunması” devletin sorumluluğundadır. Ancak bu konuda tüm dünyada olduğu gibi yasalar henüz yetersizdir, örneğin hala akraba evlilikleri dünyadaki pek çok ülkeden fazladır.

Peki, çocuk hekimi olarak bize düşen nedir? Her zaman söylediğimiz gibi, bizler çocukların avukatlarıyız. Sağlıklı bir çocuk nesli geleceğimizin güvencesidir. İstismar hakkındaki yüksek farkındalığı ve şiddetin medyadaki boyutunu ailelere her defasında üşenmeden anlatmalı ve her görüşmede çocuğu şiddet açısından sorgulamalıyız. Unutmayalım, hastaların hekimlerin doktorluğuna ihtiyaçları yoktur. Hastalıkların ihtiyacı vardır. Hastaların hekimlerin şefkatine, sevgisine ihtiyaçları vardır.

Dr Hilmi Apak

Bu yazı Türk Pediatri Arşivi dergimizin 2012 sayısında yayımlandı

Referanslar1. Kayaalp L. Çocuk ve şiddet ya da şiddetin çocuksu kökenleri. Çocuk ve Şiddet Çalıştayı 12 Eylül 2009, İstanbul. İstanbul Tabip odası yayınları. GM Matbaacılık İstanbul ,13-6; 2009.2. Alikasifoglu M., Erginöz E, Ercan O, ve ark. Child Abuse & Neglect  (30) 247–55;2006

Genel kategorisine gönderildi

Cinayetin altında yatanlar

Erkek çocuk anneleri,
Bir genç kızımız bağımlılık cinayetine kurban gitti. Aşk cinayeti değil.
Oğlunuzun: yatağını siz toplamayın
Gereksiz övmeyin, her hatasını affetmeyin, 6 aylıktan itibaren yatağınıza almayın, çok koruyucu kollayıcı olmayın.. Kısacası psikopat katillerin bir kısmı genetik ama çoğu ailede ve daha sonra da çevrede olur.

Ey genç kızlar : Son bir yemek diye bir şey yoktur. Gidecek iseniz zaten küsmeyin. Küstü iseniz nedenini unutmayın ve gitmeyin.

Ey gençler “borderline sevgili ve narsizm” konusunu okumadan aşık olmayın.

Ölümüne sevmek diye birşey yoktur. Narsizm gibi psikopatolojiler vardır.

Öyle instagram da kadın haklarını savunmak yetmez. Oğullarınızı iyi yetiştirin. O da bir gün psikopat olabilir. Katil olmaz belki ama eziyetperver olabilir.

Kız anneleri kızınıza doğru seçim yapması için bilgi verin.
Hayır demeyi öğretin.

Dr Tuncer Sümer’den alınıtıyı da buraya ekleyeyim:

Genç kadınlar aşk cinayetlerine kurban gidiyor, çocuklar cinsel istismara maruz kalıyor hatta daha da kötüsü, bazı insanlar veya düşünce öbekleri bu kepazeliklere sessiz kalarak ya da direkt destek olarak beni daha da ürkütüyor.

Bu olayları fert fert ele alarak anlamak ta üstesinden gelmek te mümkün değil.

Toplum hasta…

İddia ediyorum, hasta bir toplum olduk,
HASTA TOPLUM.

Topyekün zihinsel bir dejenerasyon, bilinç yarılması, akıl tutulması yaşıyoruz.

Psikiyatristler, Sosyologlar, Halk Sağlığı Uzmanları, Felsefeciler, Antropologlar’dan oluşan bir Bilim Kuruluna ihtiyacımız var. Tıpkı Covid 19 salgınına karşı oluşturulan Bilim Kurulu gibi.

Benim yarım aklımla birkaç önerim var:

  1. TRT çocuk hariç diğer Çocuk kanalları kapatılsın.
  2. Büyüklerin izlediği kanallarda şiddet içerikli film ve dizilerin(ör. Kurtlar Vadisi) yayını yasaklansın.
  3. Gazetelerde toplumu hasta eden cinayet fotoları sere serpe yayınlanmasın.
  4. Cezalar artırılsın ve indirimsiz uygulansın.

Toplumumuzun hastalığı 12 Eylül 1980’de başlatıldı.
Senaryosu dışarda yazılan ve yerli aktörlere uygulattırılan bir operasyon ile bu hallere geldik ve devam ediyoruz.
Sorun, hastalık aşamasını geçip çılgınlık düzeyine gelmek üzere.
Pandemi de tuzu biberi oldu.

Dr Tuncer Sümer (Arkadaşım, dost insan, muhteşem düşünceleri olan gönlü geniş arkadaşım)

Twitter de @sovyetova yazmış: Bir erkeğin beni dövüp, bayıltıp, boğup, varille gömecek karakterde olduğunu ilk buluşmada/ilişkinin başında nasıl anlayacağımı bana anlatabilir misiniz?

Sevgili Arkadaşlar, ben size bu sorunun cevabını değil ama başka bir şey anlatacağım. Aşk Nedir?
Vücudumuzda oksitosin diye bir hormon var. Bu hormon hamilelikte annede artar ve annenin çocuğuna aşık olmasına neden olur. Çocuk doğduğunda aşık olacak kadar hormon yükselmiştir. Peki babalar için? Babalar da çocuğa baktıkça bu hormon düzeyi artar ve aşk oluşur. (Bu nedenle erkenden çocuğundan ayrılan babalar babalığını bilemez.)
Çok güzel bir fizyolojik amacı olan bu hormonun bir zararı da aşk tır.
Bir mentor hocam bana şunu demişti: ” Bir kişiyi ilk gördüğün zamanki duyguyu sakın unutma (Gıcık , kılçık, kibirli, yaramaz, narsist) çünkü bir süre sonra bakmak yoluyla bu kişiye aşık olacaksınız. Bu nedenle aynı iş yerinde aşklar, ilişkiler daha sıktır. Ama bu hormon iki sene sonra sağlam bir ilişkiye dönmezse bu aşk biter ve herşey biter.
Bu nedenle tipine değil insanın içine bakacaksınız.
Yani ilk görüşte aşk diye birşey yoktur. Önce tanıyın. Sonra aşk gelirse mutlu olursunuz.
İlişkiye hemen isim vermeyin. Önce arkadaş olun.
İlk yalanda da arkanıza bakmadan kaçın.

Prof Dr Hilmi Apak

Daktilo (Go writer lite in App Store for Mac)

Güzel günler diliyorum sevgili arkadaşlara.

Bugün çok eski günlere gittim bu program sayesinde. Babacığımın bir portatif daktilosu vardı. Onu kullanabilmek için koskoca transistör kitabını Almancadan Türkçeye çevirmiştim. Mektuplarımı da onunla yazardım. Çat çut ettikç rahatsız olabilir şimdiki gençler ama o zaman bir daktilo kullanmak büyümenin işaretiydi benim için.

Hele bir de şaryoyu şööyle bir sağdan sola itmek vardı ya. Bir de sayfa sonuna yakın çınnn diye bir ses gelirdi. Hadi aertık alt satıra geçmenin hazırlğını yap derdi. Bu yazıdaki hataları özellikle düzeltmedim. Onlar için de otokontrol filan yok tabii. Oje gibi bişi var sürüp üzerine yazarsın.

İşte böyle yazılırdı o eski romanlar senaryolar iş mektupları. Aşk ve arkadaş mektupları de elle. Şimdiki gibi mesajlaşmanın soğukluğu olmasın yanlış anlaşılmasın diye. Aşıklar mektubun sonuna bir kalp koyardı. Tıpkı iyi arkadaşlar gibi. Smileyler de yoktu. Ama yine de anlatırdık meramımızı. Arkadaşım Turgaya yazdığım mektuplar 30 sayfadan az olmazdı. E bir dahaki cevap 2-3 haftadan önce olmayacaktı çünkü.
İşte bu program beni o günlere götürdü. babamı kıskandığım günlere. Hey gidi hey.

Babacığım Nurlar içinde uyusun.

TpLink e teşekkür

Filmin sonu 5 günde ücretsiz değişti ve ücretsiz evime geldi.
Çağ atlamak duble yollarla değil insanlarla olur. İşte bunun güzel bir örneği:
 
 
Bir pazar sabahı
Selamlar,
İnternette yaptığım araştırmalarda 9805 hata kodu veren vr600 modemimin tarafınızdan garanti kapsamında değiştirilmesi veya tamiri için nasıl bir yol izlemem gerektiğini bana anlatmanızı rica ederim. İstanbul da yaşıyorum.
Aynı gün öğlene doğru:

Merhabalar Hilmi bey

Ürünün incelemesi için Yurtiçi kargo: 258887343 gönderi numarası ile sevkini yapabilirsiniz.

Anlaşmalı olduğumuz kargo firmasının dışında farklı kargo firması ile gönderim yapmak isterseniz kargo masrafları gönderici tarafından karşılanarak aşağıda yer alan adrese göndermenizi rica ederiz.
TPLINK Bilgi Teknolojileri Tic. Ltd. Şti. adına “Şerifali Mevkii, Barbaros Cad. Söyleşi Sokak. MAYSA PLAZA No:15/2 Kat :4 Ümraniye/İstanbul” adresine sevkini yapabilirsiniz.

• Servis merkezine yaptığınız gönderilerde şahsınıza ait adres bilgilerinizi ve iletişim bilgilerinizi eksiksiz olarak kargo firmasına bildirmenizi rica ederiz.
• Cihaza ait arıza/problemi yazılı bir not ile cihazla birlikte göndermenizi rica ederiz.
• Servisimize gelen ürünlerin servis süresi yasal olarak 20 iş günüdür.
• Cihazın servisteki işlemleri tamamlandığında değişim veya iade durumlarında kargo gönderimleri karşı ödemeli olarak tarafınıza gönderimi gerçekleşecektir.

Teşekkürler / Best Regards

 

   TP-LINK Türkiye

   Destek Birimi

 

   TP-LINK Bilgi Teknolojileri Tic. Ltd. Şti

   Teknik Destek Hattı: +90 850 724 44 88

 

   Destek E-Mail: support.tr@tp-link.com

    Proje Destek  : project.tr@tp-link.com

   Ürün Kurulum: www.kolaykurulum.net

   Satış E-Mail:    sales.tr@tp-link.com

   Web Site:         www.tp-link.com.tr

Genel kategorisine gönderildi

14 mart 1919-2019

Tıp Bayramı anma günü 14 Mart.

Bugün hiçbir kutlamaya katılmadım. Çünkü bir hastam nüks etti. Siz sanıyorsunuz ki profesyonel bir insan üzülmez. Taş kalpli değilim.

Doktorlar mecburi denilen bir göreve gittikleri için kutlamadım. Çünkü bu yasayı çıkaran önce kenan evren sonra tansu çiller demişti ki: “bu doktorlar bayrağı elinin tersiyle iter, mecburi hizmet lafını duyunca karşı çıkarlar. ”

Gencecik insanları ailelerini bölerekten yollarlar, uzaklaştırırlar meslek sıcaklığından.

Bugün doktorlar itilip kakıldığı için tıp bayramını kutlamadım. Maaş artışı yapmak nerde, vatan haini demeseler yeter dediğimiz noktadayız. Yılda 300bin dolar kazandıklarını gizleyerek ” kanadalı doktorların maaş zamlarını iade etmeleri ” haberiyle bizi onurlandıran (!!!) medyayı kınıyorum diye kutlamadım.

Karaktersiz, yüzsüz yalancı bir takım doktorların yalan yanlış bilgilerle tv lerde boy gösterip aşı karşıtı, ona buna karışan yalan haberlerine prim veren halkı ve tv leri protesto etmek için kutlamadım.

Konsey toplantısına giderken “ulan köpek bize bakmadan nereye gidiyorsun” diyen hastanın istanbulda bakkallık yapan hemşerisinden tartaklandığım için ekşi sözlük e çıktığımı hatırladığım için kutlamadım. Kutlamam da.

Tabipler birliği savaşa karşı olduğunu bildirirken gizlice ayrılıkçı davrandığı için kutlamadım.

Türk Tabipler Birliğinin isminden Türk adının çıkartılmasının teklif edilmesine kızdığım için kutlamadım.

Kapitalist liberal dünyada son köleler olarak görüldüğümüz için kutlamadım.

Sadece annemi kutladım; sabahları erkenden kalkar sobayı hatır hutur yakar, tereyağlı ballı kahvaltımı hazırlamadan yollamazdı okula,

Eşimi kutladım, çocuklarımı kutladım. Bensiz geçirdikleri çalışma saatlerine katlandıkları için.

Bana gelen yüzlerce sevgi dolu mesaj yollayan dostlarımı hastalarımı kalbimden kutladım. Bana güç verdikleri için. Çalışma şevkimi ayakta tuttukları için.

Nüks eden hastamın annesini babasını kutladım. Metanetle “sadece çocuklarının ameliyatına girdiğim için” teşekkür ettiler diye.

İnanın hiç kimse bu şartlarda bu mesleği yapamaz. Yapıyorsak içimizde anlamadığımız, çözemediğimiz, mazohistik narsistik benzeri bir duygu olduğu içindir. Bu nedenle hala içinde başka insanlara yardım etme arzusu olan hekim dostlarımı öğrencilerimi hocalarımı kutluyorum. Onların etrafında onlara destek olan katlanan kollayan ailelerini hastalarını dostlarını kutluyorum.

Genel kategorisine gönderildi

Iphone X ve focos app

Reklam gibi olacak ama o gözle bakmayın

Çok hoşuma giden bir teknoloji

10 yaşından beri fotoğraf çekerim.

Günümüzde teknoloji herkesi fotoğrafçı yaptı. Daha da yapmak istiyor. En güzel örneği iphone X

Yüz tanıma teknolojisi yanında başka şeyleri de düşünmüşler.

Bu açıdan bakıldığında apple teknolojisini iyi pazarlamıyor daha doğrusu daha iyi pazarlayabilir.

Neden mi şimdi örnekler ile anlatayım

Portre modu çift objektifli iphone lar için geçen yıldan beri var. Ama bir applikasyon sayesinde derinlemesine bir özelliğini gördüm.

 

Fotoğraf portre modunda çekilmiş. Arka plan çok yakın olduğu için bokeh denilen derinlik efekti bu foto da çok belirgin değil. Onun önemi yok şimdilik. Sanıyordum ki bazı programlar gibi netlik istediğiniz yeri apple otomatik hissediyor ve diğer alanlarda fluluk katarak derinlik yapıyor…

Durum öyle değilmiş. Her fotoğrafa üç boyutlu bir mesafe bilgisi giriyor ve bunu fotoğrafın içine gömüyor.

Bakınız:

 

Görüldüğü gibi bokeh yapacağınız yeri yeni ve paralı bir applikasyon olan focos ile belirleyebiliyorsunuz.

Hatta arka planı siyah beyaz ön planı renkli yapabiliyorsunuz.

Bu özelliği bizden saklayan apple belli ki bir süre sonra bu programın yazarına bir sürü telif hakkı ödeyip bu özelliği bize verecek.

Programda efekt kısmına girip örneğin siyah beyaz efektini ekliyorsunuz.

Sonra bu efekti sadece arka bölüme kısaltıyorsunuz. Yani efekt üç boyutlu resmin en arkasına etkili oluyor.

 

Bu da sonuç..

 

Arka plan siyah beyaz.. Başka efektler de var.

Önemli olan bu üç boyutlu fotoğraf.

Bunun geleceği hologragik fotoğraf belki.

Appstore da:

Focos, Xiaodong Wang

Genel kategorisine gönderildi

Kanın fabrikası yok. Ama bunu sadece ihtiyacımız olduğunda hatırlamayalım lütfen

En çok ihtiyacımız olduğunda bulamadığımız zaman üzüleceğimizi biliyoruz. Ama hiç bir zaman ihtiyaç duymayacağımızı da düşünüyor olabiliriz. Ancak bir grup hasta var ki, doğduklarından itibaren bütün ömürleri boyunca başkalarının ürettiği kana ulaşmaları gerekiyor. Ne büyük bir heyecan olduğunu siz bilemezsiniz her üç haftada bir kan merkezine gidip eli boş bir sonraki günü beklemenin zorluğunu. Oysa hepimiz günün birinde birisine iyilik yapabilmeyi arzu ederiz. İşte tam burada karşınıza bu yazı çıkar ve kan merkezine gidersiniz. O gün kan verdikten sonraki mutluluğunuzu ve öfori’nizi ben yakınen biliyorum. Kim bilir kim tanımadığı sizin kanınız ile hayata tutunacak ve size içinden teşekkür edecek. Maddi bir karşılığı olmadan böyle bir iyilik yapmak günümüzde imkansız görünse de her gün yüzlerce kişi bu mutluluğu tadıyor. Siz neden denemiyorsunuz? Sizi engelleyen nedir?

İşte bu haberi yine Nihal Işık ile bu nedenle yapmıştık. Bu haberde Talasemi major dediğimiz hastalığı anlattık. Çok basit bir test ile önlenmesi mümkün iken ve ülkemizde evlenmeden önce zorunlu olan bu testi yapmak mümkün iken hala Talasemi major’lü bir çocuk doğuyorsa topyekün utanmalıyız.

Haber kaynağı aşağıdaki bağlantıda:

http://www.iha.com.tr/haber-kana-bagimli-hayatlar-258337/

 

NİHAL IŞIK
İSTANBUL
Vücudun kan üretememesinden kaynaklanan genetik geçişli bir kan hastalığı olan talasemi (Akdeniz anemisi) ile ilgili konuşan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, “Aileler, çocuklarında renkte aşırı solukluk, iştahsızlık, emmede zorlanma gibi belirtilerde dikkatli olmalı. Talasemi de aşırı bir kansızlık olduğu için, hastalar 3 haftada bir dışarıdan kan almak zorundalar. Sürekli hastaneye gelip gidiyorlar. Kan almadan bu hastalar yaşayamaz, kana bağımlılar. Bu yüzden düzenli kan bağışçılarına her zaman ihtiyaç var” diye konuştu.

“İKİ TAŞIYICININ EVLENMESİ RİSK”
Türkiye’de yaklaşık 1.5 milyon talasemi taşıyıcısının olduğunu, iki taşıyıcının evlenmesi ile hasta çocuk doğma ihtimalinin olduğunu, bu yüzden evlenmeden taşıyıcılık testinin yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Apak, “İnsanların bilinçlenmesi ile hasta çocukların doğmasına engel olabiliriz. Bu noktada özellikle akraba evliliklerinin yapılmaması büyük önem taşıyor. Çünkü akraba evliliklerinde, taşıyıcı olan iki kişinin birbirini bulma ihtimali artıyor. Bu noktalara dikkat edersek, hasta çocuk doğmasını engelleyebiliriz” dedi.

Talasemi hastalarında karaciğer, dalak büyüklüğü, hormonel bozukluk ve demir birikimi gibi sorunların da ortaya çıkabildiğini açıklayan Prof. Dr. Apak, “Bu hastalar kan aldıkları için vücutlarında fazla demir birikimi oluyor. Bu demir pankreasta birikirse şeker hastalığı, tiroidde birikirse tiroid hastalığı, beyinde birikirse büyüme geriliği, karaciğerde birikirse siroz, kalpte birikirse kalp yetersizliği oluyor. Fakat günümüzde demir birimini önleyecek o kadar iyi ilaçlar var ki, bu olumsuzlukların çoğunu engelleyebiliyoruz. Hasta çocuk doğması durumunda kesin tedavi ilik nakli ile oluyor. Onda da uygun dokunun bulunamama olasılığı var. En iyisi, hasta çocuk doğmasını engellemek” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Apak, ailede bir kişinin bile taşıyıcı olması durumunda tüm ailenin taranması gerektiğini, başka risk altında kişilerin de olabileceğini sözlerine ekledi.

Kanınız ile bir lösemili çocuğun hayatını hiç riske girmeden kurtarmak isterseniz diye.

Haberi sevgili Nihal Işık Hanım ile yaptık. Amacımız lösemili çocuklara yardım etmek isteyen ve bu amaçla kemik iliği nakli vericisi olmak isteyen kişilerin içindeki korkuları bir nebze gidermek ve onlara cesaret vermekti. Eğer bu haberi okuyup, izleyip bir kişi bile gidip bağışçı olduysa bizim için büyük bir mutluluk olacaktı. Sayfamda daha önce yaptığım haberleri toplamaya karar verince ilk önce   bu haberi ekledim. Çünkü gerçekten çok önemli ve çok kolay. İstanbulda yaşayanlar İsyanbul Tıp Fakültesinin girişinde sol tarafta doku nakli bölümüne başvurup çok az kan vererek bağışçı olabilirler. Bir “bankamız” var artık. İlik bankası. Buraya siz de bir miktar sevgi bağışı yapabilirsiniz.

Şimdi habere geçiyoruz. Haberin  aslı için:

http://www.iha.com.tr/haber-profdr-hilmi-apak-kaninizla-bir-insanin-hayatini-kurtarin-324429/

sitesine gidebilirsiniz.

Videomu siteye eklemeye çalıştım. Umarım izlersiniz.

İnternet sorunu nedeni ile izleyemeyenler içn haber metni de burada:

 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hilmi Apak, ilik naklinin insanlar arasında acı veren, zor, zarar görülecek bir işlem gibi yanlış algılandığını belirtti.

Dr. Apak, sadece koldan alınan bir tüp kan ile bir insanın hayatının kurtulacağının unutulmaması gerektiğini belirtti. Lösemi hastalığının kemik iliğinin içinde bulunan hücrelerin anormal bir şekilde çoğalması ve diğer hücrelerin gelişmesine imkân sağlamayacak şekilde yayılması sonucu meydana geldiğini anlatan Prof.Dr. Apak, “Bu hastalıkta lösemi hücreleri bütün vücuda kan yoluyla yayılır. Tehlikeli bir hastalık olan lösemide tedavi yapılmazsa sonuç kötü olur. Bugün için lösemi tedavisinde kemoterapi uygulaması yapılıyor ama kemoterapinin yetersiz kaldığı, hastalığın nüksettiği durumlarda kemik iliği nakli aramalarına geçiliyor” diye konuştu.

İLİK NAKLİ YANLIŞ ANLAŞILIYOR
Kemik iliği naklinin sağlıklı bir insandan uygun metotla kemik iliğinin alınıp hasta kişiye uygun bir merkezde verilmesi işlemi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Apak, şunları söyledi: “Bu konuda hekimler olarak en büyük sıkıntımız kemik iliği naklinin yanlış anlaşılmasıdır. Öncelikle vericiler açısından yanlış anlaşılan bir nokta var. Kemik iliği nakli için kemik iliği verecek kişinin uzun bir işlemden geçeceği, yorulacağı, acı çekeceği konusunda korkuları var. Kesinlikle böyle değil, iki saat süren bir işlem ve sadece koldan kan alıyoruz. Alınan kandaki kemik iliği hücreleri ayrıştırılıyor ve uygun şartlarda kemik iliği nakli yapılacak kişiye aktarılıyor. Çok basit bir işlem, verici kişinin herhangi bir şekilde canının acıması, herhangi bir şekilde zarar görmesi ya da hastalık bulaşması gibi bir risk yok sadece yarım gün kadar vakit ayırması gerekiyor”

Alıcılarda da kemik iliği naklinin gündeme geldiği zaman tedirginlik oluştuğunu anlatan Prof. Dr. Apak, sözlerini şöyle sürdürdü: “İlik naklinin kendine göre riskleri var bu nedenle her hastaya ilik nakli uygulamıyoruz, başlangıçta kemoterapi uyguluyoruz. İkincil durumlarda ilik nakli uyguluyoruz ama başlangıç döneminde bu komplikasyonları aşabilirsek ve verdiğimiz ilik tutarsa o kişi verilen ilikle yaşıyor.”

KANINIZLA HAYAT KURTARIN
Dünya ilik bankasından veri alınıp hastaya nakil yapılana kadar bekleme süresinin bazen aylarca sürmesinin hastanın hayatını kaybetmesine neden olduğunu açıklayan Dr. Apak, “Dolayısıyla elimizde ne kadar çok doku olursa, ne kadar çok ilik verecek insan olursa ilik nakli bekleyen hastaların kurtulması o kadar kolay olur. Düşünün bu şekilde hayat kurtarıyorsunuz, neyin pahasına hiç bir şeyin. Çünkü bedeniniz sürekli bu kanı üretiyor. Siz az miktar kan vererek bir insanın hayatının kurtulmasına sebep oluyorsunuz. İlik nakli son yıllarda sayıca artış göstermeye başladı. Çünkü devlet bu konuda çok iyi destek vermeye başladı, ilik nakli yapan merkezlerimiz açıldı.”

NİHAL IŞIK
İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi