Hilmi Apak hakkında

Sade bir Türk vatandaşıyım. Temel varlığım SEVGİ dir. Bu sevgiyi sırası ile aileme ve hastalarıma, daha sonra da etrafımdaki tüm insanlara vermeyi tercih ederim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinda Çocuk Kan hastalıkları ve Kanserleri uzmanı olarak çalışıyorum. Öğretim üyesiyim. Ünvanım Profesör. Burada yazılanlar içinde tenkit edeceğiniz bir unsur varsa önce kendinizi tenkit edin. Sonra da kendiniz bir site yayınlayıp kendi görüşlerinizi yazın. Böylesi daha güzel.

Yeniyıl

Sandalyeden yaptığım uçakla düşmanın üstüne üstüne uçup bombaları atarken taa en arkadaki mutfaktan anneannem seslendi, “Hilmi gel oğlum, sana para vereyim git ekmek al”. Ya hatıralar karışık kafamda ya da bakkala gidebildiğim yaşlarda uçakçılık oynayabiliyordum.

 

Genel kategorisine gönderildi

Aile içi şiddet

Sevgili Meslektaşlarım,

Bu sayıda, çocuk hekimliğinin beklemediğimiz bir anında karşımıza çıkabilecek iki önemli konuyu, aile içi şiddetin iki boyutu olan ensest ve sarsılmış bebek sendromu konusunda önemli iki yazı okuyacaksınız. Rahmetli Hocamız Prof. Dr. Sami Zan’ın “yan konu” adını verdiği hayat dersleri dışında ne tıp fakültesi boyunca ne de tıp kitaplarında okumayı pek de istemediğim konularla Çocuk Acil nöbetlerinde karşılaşmaya başladıkça, bir çocuğun masumiyetinin ve zayıflığının yakın akraba tarafından zarar görmesini içsel olarak ne kadar reddettiğimi anlamıştım. Bu sayıda editoryal görüşümü yazmak için masama oturduğumda kendime sorduğum ilk soru insanın kaç yaşından itibaren saldırgan ve tahripkâr olduğu idi. Bu konuyu araştırdım ve çok şaşırdım. Diğer memelilere göre filogenetik olgunlaşma konusunda en güçsüz,  yani yaşamının ilk yıllarında mutlak olarak başkasına bağlı olan, “beceriksiz ve çaresiz” insanoğlu, büyüdükçe hayal kırıklıkları, öfke ve nefret birikimleri ile diğer insanları keşfetmektedir. Bunun da sonucunda daha küçük yaşlarda çaresizliğin verdiği etki ile “öfke ve tahripkârlığı” öğrenmekteydiler. Ancak bütün bu içgüdüsel saldırganlığın karşısında kültür ve uygarlığın devreye girerek bu duyguları bastırmakta ya da dönüştürmekte olduğunu okuyunca derin bir nefes aldım.  Psikanalist Charles Melman’a göre son yıllarda kültürün değişerek yerini “arzunun sınırsız doyumunu” hedefleyen bir kültüre bırakmakta oluşu belli ki ileri yıllarda başka bir endişe nedenimiz olacaktır(1). Bu durumda son çare olan uygarlığa çok iş düşmektedir.

Aile içi şiddetin türlerine baktığımızda “gül biter” ya da “dayak cennetten çıkmadır” avutması ile geçiştirilen ancak mahzurları yeni yeni gündeme gelen ev içi şiddet başlığı altında çocuklara karşı şiddetin riskinin % 77’lere vardığını ve bu şiddetin de çocuğun özgüven gelişimini ve sağlıklı kişiler arası ilişkiler kurmasını ne kadar zorlaştırdığını öğrenmek hiçbirimizi şaşırtmıyor(2). Domino etkisi ile ebeveynden çocuklara oradan da torunlara geçen aile içi şiddetin sıklığı ülkemizde Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu tarafından incelenmiş ve maalesef şu sonuçlara ulaşılmıştır: üç aileden birinde aile içi şiddet vardır; şiddet uygulanan evlerin dörtte üçünde çocuklar şiddete tanık olmaktadırlar. Anne babanın geçmişinde dayak hatırası %70 kadardır. Şiddet uygulayanların %95’i erkek, şiddete maruz kalanların %90’ı kadın ve çocuklardır. Buna karşın toplumda fiziksel istismar sıklığı %30-35 iken cinsel istismar %13’tür ve cinsel istismarın %50 si aile içindendir. Ne yazık ki istismara uğrayanların çoğu durumu bildirmemektedir. Bu durumda uygarlık ve kültür devreye giremediğine göre özel bazı kanunlarla çocukların yakın akrabalarından “korunması” devletin sorumluluğundadır. Ancak bu konuda tüm dünyada olduğu gibi yasalar henüz yetersizdir, örneğin hala akraba evlilikleri dünyadaki pek çok ülkeden fazladır.

Peki, çocuk hekimi olarak bize düşen nedir? Her zaman söylediğimiz gibi, bizler çocukların avukatlarıyız. Sağlıklı bir çocuk nesli geleceğimizin güvencesidir. İstismar hakkındaki yüksek farkındalığı ve şiddetin medyadaki boyutunu ailelere her defasında üşenmeden anlatmalı ve her görüşmede çocuğu şiddet açısından sorgulamalıyız. Unutmayalım, hastaların hekimlerin doktorluğuna ihtiyaçları yoktur. Hastalıkların ihtiyacı vardır. Hastaların hekimlerin şefkatine, sevgisine ihtiyaçları vardır.

Dr Hilmi Apak

Bu yazı Türk Pediatri Arşivi dergimizin 2012 sayısında yayımlandı

Referanslar1. Kayaalp L. Çocuk ve şiddet ya da şiddetin çocuksu kökenleri. Çocuk ve Şiddet Çalıştayı 12 Eylül 2009, İstanbul. İstanbul Tabip odası yayınları. GM Matbaacılık İstanbul ,13-6; 2009.2. Alikasifoglu M., Erginöz E, Ercan O, ve ark. Child Abuse & Neglect  (30) 247–55;2006

Genel kategorisine gönderildi

Cinayetin altında yatanlar

Erkek çocuk anneleri,
Bir genç kızımız bağımlılık cinayetine kurban gitti. Aşk cinayeti değil.
Oğlunuzun: yatağını siz toplamayın
Gereksiz övmeyin, her hatasını affetmeyin, 6 aylıktan itibaren yatağınıza almayın, çok koruyucu kollayıcı olmayın.. Kısacası psikopat katillerin bir kısmı genetik ama çoğu ailede ve daha sonra da çevrede olur.

Ey genç kızlar : Son bir yemek diye bir şey yoktur. Gidecek iseniz zaten küsmeyin. Küstü iseniz nedenini unutmayın ve gitmeyin.

Ey gençler “borderline sevgili ve narsizm” konusunu okumadan aşık olmayın.

Ölümüne sevmek diye birşey yoktur. Narsizm gibi psikopatolojiler vardır.

Öyle instagram da kadın haklarını savunmak yetmez. Oğullarınızı iyi yetiştirin. O da bir gün psikopat olabilir. Katil olmaz belki ama eziyetperver olabilir.

Kız anneleri kızınıza doğru seçim yapması için bilgi verin.
Hayır demeyi öğretin.

Dr Tuncer Sümer’den alınıtıyı da buraya ekleyeyim:

Genç kadınlar aşk cinayetlerine kurban gidiyor, çocuklar cinsel istismara maruz kalıyor hatta daha da kötüsü, bazı insanlar veya düşünce öbekleri bu kepazeliklere sessiz kalarak ya da direkt destek olarak beni daha da ürkütüyor.

Bu olayları fert fert ele alarak anlamak ta üstesinden gelmek te mümkün değil.

Toplum hasta…

İddia ediyorum, hasta bir toplum olduk,
HASTA TOPLUM.

Topyekün zihinsel bir dejenerasyon, bilinç yarılması, akıl tutulması yaşıyoruz.

Psikiyatristler, Sosyologlar, Halk Sağlığı Uzmanları, Felsefeciler, Antropologlar’dan oluşan bir Bilim Kuruluna ihtiyacımız var. Tıpkı Covid 19 salgınına karşı oluşturulan Bilim Kurulu gibi.

Benim yarım aklımla birkaç önerim var:

  1. TRT çocuk hariç diğer Çocuk kanalları kapatılsın.
  2. Büyüklerin izlediği kanallarda şiddet içerikli film ve dizilerin(ör. Kurtlar Vadisi) yayını yasaklansın.
  3. Gazetelerde toplumu hasta eden cinayet fotoları sere serpe yayınlanmasın.
  4. Cezalar artırılsın ve indirimsiz uygulansın.

Toplumumuzun hastalığı 12 Eylül 1980’de başlatıldı.
Senaryosu dışarda yazılan ve yerli aktörlere uygulattırılan bir operasyon ile bu hallere geldik ve devam ediyoruz.
Sorun, hastalık aşamasını geçip çılgınlık düzeyine gelmek üzere.
Pandemi de tuzu biberi oldu.

Dr Tuncer Sümer (Arkadaşım, dost insan, muhteşem düşünceleri olan gönlü geniş arkadaşım)

Twitter de @sovyetova yazmış: Bir erkeğin beni dövüp, bayıltıp, boğup, varille gömecek karakterde olduğunu ilk buluşmada/ilişkinin başında nasıl anlayacağımı bana anlatabilir misiniz?

Sevgili Arkadaşlar, ben size bu sorunun cevabını değil ama başka bir şey anlatacağım. Aşk Nedir?
Vücudumuzda oksitosin diye bir hormon var. Bu hormon hamilelikte annede artar ve annenin çocuğuna aşık olmasına neden olur. Çocuk doğduğunda aşık olacak kadar hormon yükselmiştir. Peki babalar için? Babalar da çocuğa baktıkça bu hormon düzeyi artar ve aşk oluşur. (Bu nedenle erkenden çocuğundan ayrılan babalar babalığını bilemez.)
Çok güzel bir fizyolojik amacı olan bu hormonun bir zararı da aşk tır.
Bir mentor hocam bana şunu demişti: ” Bir kişiyi ilk gördüğün zamanki duyguyu sakın unutma (Gıcık , kılçık, kibirli, yaramaz, narsist) çünkü bir süre sonra bakmak yoluyla bu kişiye aşık olacaksınız. Bu nedenle aynı iş yerinde aşklar, ilişkiler daha sıktır. Ama bu hormon iki sene sonra sağlam bir ilişkiye dönmezse bu aşk biter ve herşey biter.
Bu nedenle tipine değil insanın içine bakacaksınız.
Yani ilk görüşte aşk diye birşey yoktur. Önce tanıyın. Sonra aşk gelirse mutlu olursunuz.
İlişkiye hemen isim vermeyin. Önce arkadaş olun.
İlk yalanda da arkanıza bakmadan kaçın.

Prof Dr Hilmi Apak

Hepatit C li karaciğer nakillerinde umut doğmuş. Çok sevindim.

Jun 5, 2020

A 7-Day Antiviral Prophylaxis Regimen Prevents Donor-Derived HCV Transmission

By Nancy A. Melville

NEW YORK — June 5, 2020 — A 7-day prophylaxis regimen of direct acting antivirals (DAAs) is effective in preventing the transmission of donor-derived hepatitis C virus (HCV) infection, according to a study presented at the 2020 Virtual American Transplant Congress (ATC).

“Our data suggests that 7-day DAA prophylaxis is effective in preventing donor-derived HCV transmission and could result in significant cost-savings and increase access to these transplants all over the world,” said Gaurav Gupta, MD, Virginia Commonwealth University, Richmond, Virginia.

Dr. Gupta and colleagues previously showed that an ultra-short, 2- to 4-day perioperative prophylactic course of sofosbuvir/velpatasvir (Epclusa) prevented HCV transmission in 88% of recipients who were HCV-negative but had HCV-positive donors.

For the current study, 80 HCV-negative patients who received kidney transplants from HCV-positive donors were randomised to 1 of 3 groups. Group 1 received 1 dose of sofosbuvir/velpatasvir immediately before surgery followed by another dose 1 day post-transplant (n = 10); group 2 received the regimen of group 1 plus 2 additional doses of sofosbuvir/velpatasvir on days 2 and 3 post-transplant (n = 42); and group 3 received the regimen for 7 days (nv=v28).

With a median follow-up of 8 months, post-transplant survival was 99% and there were no cases of liver dysfunction or other HCV-associated complications.

The viral transmission rate in group 1 was 30%, 9.5% in group 2, and 3.5% — just 1 case — in group 3.

Among the 3 patients in group 1 who became infected with HCV, all had genotype 1 disease, and 1 patient did not respond to a subsequent full course of DAA therapy, possibly secondary to non-adherence. Of the patients in group 2, all were able to achieve sustained virologic response with subsequent DAA therapy.

“Although the ideal duration of prophylaxis remains to be determined, we suggest that prophylaxis may become the standard of care for HCV negative recipients of HCV-positive transplants,” said Dr. Gupta.

[Presentation title: Direct Acting Anti-Viral Prophylaxis to Prevent Virus Transmission From Hepatitis C Viremic Donors to Hepatitis C Negative Kidney Transplant Recipients. Abstract 004]

Daktilo (Go writer lite in App Store for Mac)

Güzel günler diliyorum sevgili arkadaşlara.

Bugün çok eski günlere gittim bu program sayesinde. Babacığımın bir portatif daktilosu vardı. Onu kullanabilmek için koskoca transistör kitabını Almancadan Türkçeye çevirmiştim. Mektuplarımı da onunla yazardım. Çat çut ettikç rahatsız olabilir şimdiki gençler ama o zaman bir daktilo kullanmak büyümenin işaretiydi benim için.

Hele bir de şaryoyu şööyle bir sağdan sola itmek vardı ya. Bir de sayfa sonuna yakın çınnn diye bir ses gelirdi. Hadi aertık alt satıra geçmenin hazırlğını yap derdi. Bu yazıdaki hataları özellikle düzeltmedim. Onlar için de otokontrol filan yok tabii. Oje gibi bişi var sürüp üzerine yazarsın.

İşte böyle yazılırdı o eski romanlar senaryolar iş mektupları. Aşk ve arkadaş mektupları de elle. Şimdiki gibi mesajlaşmanın soğukluğu olmasın yanlış anlaşılmasın diye. Aşıklar mektubun sonuna bir kalp koyardı. Tıpkı iyi arkadaşlar gibi. Smileyler de yoktu. Ama yine de anlatırdık meramımızı. Arkadaşım Turgaya yazdığım mektuplar 30 sayfadan az olmazdı. E bir dahaki cevap 2-3 haftadan önce olmayacaktı çünkü.
İşte bu program beni o günlere götürdü. babamı kıskandığım günlere. Hey gidi hey.

Babacığım Nurlar içinde uyusun.

TpLink e teşekkür

Filmin sonu 5 günde ücretsiz değişti ve ücretsiz evime geldi.
Çağ atlamak duble yollarla değil insanlarla olur. İşte bunun güzel bir örneği:
 
 
Bir pazar sabahı
Selamlar,
İnternette yaptığım araştırmalarda 9805 hata kodu veren vr600 modemimin tarafınızdan garanti kapsamında değiştirilmesi veya tamiri için nasıl bir yol izlemem gerektiğini bana anlatmanızı rica ederim. İstanbul da yaşıyorum.
Aynı gün öğlene doğru:

Merhabalar Hilmi bey

Ürünün incelemesi için Yurtiçi kargo: 258887343 gönderi numarası ile sevkini yapabilirsiniz.

Anlaşmalı olduğumuz kargo firmasının dışında farklı kargo firması ile gönderim yapmak isterseniz kargo masrafları gönderici tarafından karşılanarak aşağıda yer alan adrese göndermenizi rica ederiz.
TPLINK Bilgi Teknolojileri Tic. Ltd. Şti. adına “Şerifali Mevkii, Barbaros Cad. Söyleşi Sokak. MAYSA PLAZA No:15/2 Kat :4 Ümraniye/İstanbul” adresine sevkini yapabilirsiniz.

• Servis merkezine yaptığınız gönderilerde şahsınıza ait adres bilgilerinizi ve iletişim bilgilerinizi eksiksiz olarak kargo firmasına bildirmenizi rica ederiz.
• Cihaza ait arıza/problemi yazılı bir not ile cihazla birlikte göndermenizi rica ederiz.
• Servisimize gelen ürünlerin servis süresi yasal olarak 20 iş günüdür.
• Cihazın servisteki işlemleri tamamlandığında değişim veya iade durumlarında kargo gönderimleri karşı ödemeli olarak tarafınıza gönderimi gerçekleşecektir.

Teşekkürler / Best Regards

 

   TP-LINK Türkiye

   Destek Birimi

 

   TP-LINK Bilgi Teknolojileri Tic. Ltd. Şti

   Teknik Destek Hattı: +90 850 724 44 88

 

   Destek E-Mail: support.tr@tp-link.com

    Proje Destek  : project.tr@tp-link.com

   Ürün Kurulum: www.kolaykurulum.net

   Satış E-Mail:    sales.tr@tp-link.com

   Web Site:         www.tp-link.com.tr

Genel kategorisine gönderildi

14 mart 1919-2019

Tıp Bayramı anma günü 14 Mart.

Bugün hiçbir kutlamaya katılmadım. Çünkü bir hastam nüks etti. Siz sanıyorsunuz ki profesyonel bir insan üzülmez. Taş kalpli değilim.

Doktorlar mecburi denilen bir göreve gittikleri için kutlamadım. Çünkü bu yasayı çıkaran önce kenan evren sonra tansu çiller demişti ki: “bu doktorlar bayrağı elinin tersiyle iter, mecburi hizmet lafını duyunca karşı çıkarlar. ”

Gencecik insanları ailelerini bölerekten yollarlar, uzaklaştırırlar meslek sıcaklığından.

Bugün doktorlar itilip kakıldığı için tıp bayramını kutlamadım. Maaş artışı yapmak nerde, vatan haini demeseler yeter dediğimiz noktadayız. Yılda 300bin dolar kazandıklarını gizleyerek ” kanadalı doktorların maaş zamlarını iade etmeleri ” haberiyle bizi onurlandıran (!!!) medyayı kınıyorum diye kutlamadım.

Karaktersiz, yüzsüz yalancı bir takım doktorların yalan yanlış bilgilerle tv lerde boy gösterip aşı karşıtı, ona buna karışan yalan haberlerine prim veren halkı ve tv leri protesto etmek için kutlamadım.

Konsey toplantısına giderken “ulan köpek bize bakmadan nereye gidiyorsun” diyen hastanın istanbulda bakkallık yapan hemşerisinden tartaklandığım için ekşi sözlük e çıktığımı hatırladığım için kutlamadım. Kutlamam da.

Tabipler birliği savaşa karşı olduğunu bildirirken gizlice ayrılıkçı davrandığı için kutlamadım.

Türk Tabipler Birliğinin isminden Türk adının çıkartılmasının teklif edilmesine kızdığım için kutlamadım.

Kapitalist liberal dünyada son köleler olarak görüldüğümüz için kutlamadım.

Sadece annemi kutladım; sabahları erkenden kalkar sobayı hatır hutur yakar, tereyağlı ballı kahvaltımı hazırlamadan yollamazdı okula,

Eşimi kutladım, çocuklarımı kutladım. Bensiz geçirdikleri çalışma saatlerine katlandıkları için.

Bana gelen yüzlerce sevgi dolu mesaj yollayan dostlarımı hastalarımı kalbimden kutladım. Bana güç verdikleri için. Çalışma şevkimi ayakta tuttukları için.

Nüks eden hastamın annesini babasını kutladım. Metanetle “sadece çocuklarının ameliyatına girdiğim için” teşekkür ettiler diye.

İnanın hiç kimse bu şartlarda bu mesleği yapamaz. Yapıyorsak içimizde anlamadığımız, çözemediğimiz, mazohistik narsistik benzeri bir duygu olduğu içindir. Bu nedenle hala içinde başka insanlara yardım etme arzusu olan hekim dostlarımı öğrencilerimi hocalarımı kutluyorum. Onların etrafında onlara destek olan katlanan kollayan ailelerini hastalarını dostlarını kutluyorum.

Genel kategorisine gönderildi

Iphone X ve focos app

Reklam gibi olacak ama o gözle bakmayın

Çok hoşuma giden bir teknoloji

10 yaşından beri fotoğraf çekerim.

Günümüzde teknoloji herkesi fotoğrafçı yaptı. Daha da yapmak istiyor. En güzel örneği iphone X

Yüz tanıma teknolojisi yanında başka şeyleri de düşünmüşler.

Bu açıdan bakıldığında apple teknolojisini iyi pazarlamıyor daha doğrusu daha iyi pazarlayabilir.

Neden mi şimdi örnekler ile anlatayım

Portre modu çift objektifli iphone lar için geçen yıldan beri var. Ama bir applikasyon sayesinde derinlemesine bir özelliğini gördüm.

 

Fotoğraf portre modunda çekilmiş. Arka plan çok yakın olduğu için bokeh denilen derinlik efekti bu foto da çok belirgin değil. Onun önemi yok şimdilik. Sanıyordum ki bazı programlar gibi netlik istediğiniz yeri apple otomatik hissediyor ve diğer alanlarda fluluk katarak derinlik yapıyor…

Durum öyle değilmiş. Her fotoğrafa üç boyutlu bir mesafe bilgisi giriyor ve bunu fotoğrafın içine gömüyor.

Bakınız:

 

Görüldüğü gibi bokeh yapacağınız yeri yeni ve paralı bir applikasyon olan focos ile belirleyebiliyorsunuz.

Hatta arka planı siyah beyaz ön planı renkli yapabiliyorsunuz.

Bu özelliği bizden saklayan apple belli ki bir süre sonra bu programın yazarına bir sürü telif hakkı ödeyip bu özelliği bize verecek.

Programda efekt kısmına girip örneğin siyah beyaz efektini ekliyorsunuz.

Sonra bu efekti sadece arka bölüme kısaltıyorsunuz. Yani efekt üç boyutlu resmin en arkasına etkili oluyor.

 

Bu da sonuç..

 

Arka plan siyah beyaz.. Başka efektler de var.

Önemli olan bu üç boyutlu fotoğraf.

Bunun geleceği hologragik fotoğraf belki.

Appstore da:

Focos, Xiaodong Wang

Genel kategorisine gönderildi

Bakterileri biliriz. Virusleri de duyarız. Ama mantarın yani bir çeşidi küf olan mantarın bağışıklığı bozuk hastada ölümcül olabileceğini bilir misiniz?

Haberin nedeni hastanelerde belki iyilik olsun diye belki de ihtiyaçtan zırt pırt yapılan tadilatlar ek inşaatlar. Halbuki Kanser tedavisi gördüğü sırada bağışıklığı sıfıra inmiş bir hastada badananın altındaki küf ölümcül olabiliyor. Bu küf havada uçarak hastanın solunum yolundan girip ağır enfeksiyonlara neden olur.

Aman dikkat. Haberin kaynağı için aşağıdaki bağlantıya gidin:

http://www.iha.com.tr/haber-hastane-tadilatlarina-dikkat-269136/

NİHAL IŞIK
İSTANBUL

Lösemi ve kanser hastalıkları bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar. Tedavi için alınan kemoterapiler bağışıklık sistemini daha da bozar. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji- Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, dışarıdan gelen herhangi bir enfeksiyonun bu hastaların durumunun ağırlaşmasına hatta bazen ölümüne bile neden olabildiğini söyledi. Her insanın vücudunda birtakım bakterilerle yaşadığını, bu bakterilerin güçlü bir bağışıklık sistemi ile etkili olmayacağını ifade eden Prof. Dr. Hilmi Apak, “Bakterilerin yanında ortamlarda virüsler ve mantarlar da bulunur. Mesela bebekler ağızlarında, koltuk altlarında beyaz pamukçuklar, mantarlardır. Bunları sağlıklı bebeklerde bir sorun teşkil etmez. Fakat lösemi gibi nedenlerle kemoterapi alan hastalarda bağışıklık sistemi vücudu korumaya yeterli olmadığı için mantarlar tehlikeli olabilir” diye konuştu.

MANTAR, ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIR

Kanser ve lösemi hastalarında ağır tedavi karşısında mantara karşı bağışıklık sağlayan hücrelerin öldüğünü, bu yüzden enfeksiyona daha duyarlı olduklarını açıklayan Prof. Dr. Apak, “Enfeksiyona neden olabilecek bakteriler ve virüsler için antibiyotik kullanıyoruz. Fakat mantarlar, bakteriler gibi antibiyotiklere cevap vermiyor. Bu yüzden lösemili çocuklarda mantar yüzünden ölüm riski artıyor” dedi. Prof. Dr. Apak sözlerine şöyle devam etti: “Mantarlar havada solunum yoluyla ciğerlere kadar girer. İnşaat, boya, tadilat yapılan yerlerde mantar daha fazla olacağı için hastanelerde bu tür işlerin yapılması risklidir. Özellikle aspergillus mantarı çok zararlı ve dirençli bir mantardır. Onkoloji ve hematoloji kliniklerinde çok dikkatli olmak gerekir. İnşaatlar mantar enfeksiyon riskini artırır. Hastanelerde hiç inşaat yapılmaması ya da önceden haber verilip, ona göre önlem alınmalıdır”.