Bakterileri biliriz. Virusleri de duyarız. Ama mantarın yani bir çeşidi küf olan mantarın bağışıklığı bozuk hastada ölümcül olabileceğini bilir misiniz?

Haberin nedeni hastanelerde belki iyilik olsun diye belki de ihtiyaçtan zırt pırt yapılan tadilatlar ek inşaatlar. Halbuki Kanser tedavisi gördüğü sırada bağışıklığı sıfıra inmiş bir hastada badananın altındaki küf ölümcül olabiliyor. Bu küf havada uçarak hastanın solunum yolundan girip ağır enfeksiyonlara neden olur.

Aman dikkat. Haberin kaynağı için aşağıdaki bağlantıya gidin:

http://www.iha.com.tr/haber-hastane-tadilatlarina-dikkat-269136/

NİHAL IŞIK
İSTANBUL

Lösemi ve kanser hastalıkları bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar. Tedavi için alınan kemoterapiler bağışıklık sistemini daha da bozar. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji- Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, dışarıdan gelen herhangi bir enfeksiyonun bu hastaların durumunun ağırlaşmasına hatta bazen ölümüne bile neden olabildiğini söyledi. Her insanın vücudunda birtakım bakterilerle yaşadığını, bu bakterilerin güçlü bir bağışıklık sistemi ile etkili olmayacağını ifade eden Prof. Dr. Hilmi Apak, “Bakterilerin yanında ortamlarda virüsler ve mantarlar da bulunur. Mesela bebekler ağızlarında, koltuk altlarında beyaz pamukçuklar, mantarlardır. Bunları sağlıklı bebeklerde bir sorun teşkil etmez. Fakat lösemi gibi nedenlerle kemoterapi alan hastalarda bağışıklık sistemi vücudu korumaya yeterli olmadığı için mantarlar tehlikeli olabilir” diye konuştu.

MANTAR, ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIR

Kanser ve lösemi hastalarında ağır tedavi karşısında mantara karşı bağışıklık sağlayan hücrelerin öldüğünü, bu yüzden enfeksiyona daha duyarlı olduklarını açıklayan Prof. Dr. Apak, “Enfeksiyona neden olabilecek bakteriler ve virüsler için antibiyotik kullanıyoruz. Fakat mantarlar, bakteriler gibi antibiyotiklere cevap vermiyor. Bu yüzden lösemili çocuklarda mantar yüzünden ölüm riski artıyor” dedi. Prof. Dr. Apak sözlerine şöyle devam etti: “Mantarlar havada solunum yoluyla ciğerlere kadar girer. İnşaat, boya, tadilat yapılan yerlerde mantar daha fazla olacağı için hastanelerde bu tür işlerin yapılması risklidir. Özellikle aspergillus mantarı çok zararlı ve dirençli bir mantardır. Onkoloji ve hematoloji kliniklerinde çok dikkatli olmak gerekir. İnşaatlar mantar enfeksiyon riskini artırır. Hastanelerde hiç inşaat yapılmaması ya da önceden haber verilip, ona göre önlem alınmalıdır”.

Demir eksikliği önemli. Önlemek basit. Tedavi basit.

Haberin amacı demir eksikliğine dikkat çekmek. Nihal Işık ile hazırlamıştık. 

Haberin kaynağı aşağıda:

http://www.iha.com.tr/haber-demir-eksikligi-zeka-geriligi-mi-yapiyor-250679/

NİHAL IŞIK
İSTANBUL
Demir vücudun dışarıdan aldığı, az miktarda ancak mutlak ihtiyaç duyduğu bir maddedir. İnsan vücudunda bulunan demir elementinin eksikliği kansızlığa neden olur. Hatta ileri düzeyde demir eksikliği olması durumunda da zeka geriliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre demir eksikliğine bağlı görülen kansızlık değerleri okul öncesi çocuklarda yüzde 47, gebe kadınlarda yüzde 41,8, gebe olmayan kadınlarda yüzde 30. Türkiye’de de yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre de kansızlık değerleri, 0-5 yaş arası çocuklarda yüzde 50, okul çağı çocuklarında yüzde 30, emziren kadınlarda ise yüzde 50.

GELİŞİM OLUMSUZ ETKİLENİYOR

Demirin özellikle hızla büyüyen bebekler için çok fazla ihtiyaç olduğunu açıklayan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, “Demir eksikliğinin en önemli sonucu gelişimin olumsuz etkilenmesi. Demir eksikliği olan bebeklerde ve çocuklarda zeka gerilikleriyle algılama bozuklukları olur. 6 ay anne sütü ile beslenen bebeğin, 6 aydan sonra demir yönünden zengin olar et, balık, yumurta gibi yiyecekleri de tüketmesi çok önemli. Demir eksikliği oluşturulan bebek farelerde yapılan araştırmaları göre beyindeki dopamin resepsiyonlarında kalıcı beyin hasarına neden olduğu ispat edilmiş. İnsanlarda kalıcı bir hasar olmasa da, ileri seviyede demir eksikliğinin zeka geriliğine, algılamada yavaşlamaya neden olduğunu biliyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de önceki yıllarda ciddi bir demir eksikliği sorununun olduğunu fakat Sağlık Bakanlığı’nın 2004 yılında başarılı bir şekilde uygulamaya koyduğu ‘Demir gibi Türkiye’ projesi ile bu sorunun çözüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Hilmi Apak, “Bu proje ile bebeğe 4 aydan sonra 1 yaşına kadar ücretsiz olarak demir damlası veriliyor. Hatta proje geliştirildi ve annelere de demir damlası verilmeye başlandı. Fakat demir takviyesi tek başına yeterli değil, bebeğin çok iyi bir şekilde, et ve et ürünleri ile beslenmesi gerekiyor. Demirde başka vitaminlerle takviye edilmiş, süt ürünleri yerine inek sütünün kullanılması demir eksikliği yapabilir” dedi. Prof.Dr. Apak sözlerine şöyle devam etti: “Bebekler 1 yaşına kadar beyin gelişiminin büyük bir bölümünü tamamlıyor. Sınırı 10 yaş kabul edersek, o zamana kadar iyi beslenmeyen çocukta oluşan zeka geriliği bir daha geri dönmez. Demir de, çinko da verseniz geri dönmez. Bu yüzden erken müdahale edip, iyi bir beslenme ile gelecek nesillerin daha zeki olmasını sağlayabiliriz. Eğer bebeğinizde iştahsızlık, öğrenme güçlüğü, halsizlik belirtileri varsa demir eksikliği açısından muayene edilmeli. Unutmayalım demir eksikliği çok kolay tedavi edilecek bir hastalıktır.”

Kanın fabrikası yok. Ama bunu sadece ihtiyacımız olduğunda hatırlamayalım lütfen

En çok ihtiyacımız olduğunda bulamadığımız zaman üzüleceğimizi biliyoruz. Ama hiç bir zaman ihtiyaç duymayacağımızı da düşünüyor olabiliriz. Ancak bir grup hasta var ki, doğduklarından itibaren bütün ömürleri boyunca başkalarının ürettiği kana ulaşmaları gerekiyor. Ne büyük bir heyecan olduğunu siz bilemezsiniz her üç haftada bir kan merkezine gidip eli boş bir sonraki günü beklemenin zorluğunu. Oysa hepimiz günün birinde birisine iyilik yapabilmeyi arzu ederiz. İşte tam burada karşınıza bu yazı çıkar ve kan merkezine gidersiniz. O gün kan verdikten sonraki mutluluğunuzu ve öfori’nizi ben yakınen biliyorum. Kim bilir kim tanımadığı sizin kanınız ile hayata tutunacak ve size içinden teşekkür edecek. Maddi bir karşılığı olmadan böyle bir iyilik yapmak günümüzde imkansız görünse de her gün yüzlerce kişi bu mutluluğu tadıyor. Siz neden denemiyorsunuz? Sizi engelleyen nedir?

İşte bu haberi yine Nihal Işık ile bu nedenle yapmıştık. Bu haberde Talasemi major dediğimiz hastalığı anlattık. Çok basit bir test ile önlenmesi mümkün iken ve ülkemizde evlenmeden önce zorunlu olan bu testi yapmak mümkün iken hala Talasemi major’lü bir çocuk doğuyorsa topyekün utanmalıyız.

Haber kaynağı aşağıdaki bağlantıda:

http://www.iha.com.tr/haber-kana-bagimli-hayatlar-258337/

 

NİHAL IŞIK
İSTANBUL
Vücudun kan üretememesinden kaynaklanan genetik geçişli bir kan hastalığı olan talasemi (Akdeniz anemisi) ile ilgili konuşan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, “Aileler, çocuklarında renkte aşırı solukluk, iştahsızlık, emmede zorlanma gibi belirtilerde dikkatli olmalı. Talasemi de aşırı bir kansızlık olduğu için, hastalar 3 haftada bir dışarıdan kan almak zorundalar. Sürekli hastaneye gelip gidiyorlar. Kan almadan bu hastalar yaşayamaz, kana bağımlılar. Bu yüzden düzenli kan bağışçılarına her zaman ihtiyaç var” diye konuştu.

“İKİ TAŞIYICININ EVLENMESİ RİSK”
Türkiye’de yaklaşık 1.5 milyon talasemi taşıyıcısının olduğunu, iki taşıyıcının evlenmesi ile hasta çocuk doğma ihtimalinin olduğunu, bu yüzden evlenmeden taşıyıcılık testinin yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Apak, “İnsanların bilinçlenmesi ile hasta çocukların doğmasına engel olabiliriz. Bu noktada özellikle akraba evliliklerinin yapılmaması büyük önem taşıyor. Çünkü akraba evliliklerinde, taşıyıcı olan iki kişinin birbirini bulma ihtimali artıyor. Bu noktalara dikkat edersek, hasta çocuk doğmasını engelleyebiliriz” dedi.

Talasemi hastalarında karaciğer, dalak büyüklüğü, hormonel bozukluk ve demir birikimi gibi sorunların da ortaya çıkabildiğini açıklayan Prof. Dr. Apak, “Bu hastalar kan aldıkları için vücutlarında fazla demir birikimi oluyor. Bu demir pankreasta birikirse şeker hastalığı, tiroidde birikirse tiroid hastalığı, beyinde birikirse büyüme geriliği, karaciğerde birikirse siroz, kalpte birikirse kalp yetersizliği oluyor. Fakat günümüzde demir birimini önleyecek o kadar iyi ilaçlar var ki, bu olumsuzlukların çoğunu engelleyebiliyoruz. Hasta çocuk doğması durumunda kesin tedavi ilik nakli ile oluyor. Onda da uygun dokunun bulunamama olasılığı var. En iyisi, hasta çocuk doğmasını engellemek” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Apak, ailede bir kişinin bile taşıyıcı olması durumunda tüm ailenin taranması gerektiğini, başka risk altında kişilerin de olabileceğini sözlerine ekledi.

Çocuklarda baş ağrısı önemli mi?

Yine Nihal Işık ile hazırladığımız ve kaynağını aşağıda belirttiğim videomu sizlerle paylaşıyorum. Lütfen basit bir baş ağrısında “aman çocuğumda beyin tümörü var mı acaba ?” olarak algılamayın bu videomu. Ama baş ağrısına bir nörolojik belirti eşlik ediyorsa, birkaç günden uzun sürüyorsa o zaman doktorunuza sormanızda fayda olabilir. 

Haberin aslı için bağlantı adresi şurada:

http://www.iha.com.tr/haber-cocuklarda-bas-agrisina-dikkat-317279/

Haberin videosunu da internet sorunları nedeni ile göremezsiniz diye siteme ekledim.

Lütfen izleyin.

 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Apak, çocuklarda uzun süre görülen baş ağrısının yanında kusmanın da görülmesi durumunda ağrının çok dikkate alınması gerektiğini, uzman bir doktora başvurulmasını belirtti. Prof. Dr. Apak, “Baş ağrısı bir semptomdur çünkü her türlü hastalığın belirtisi olabilir. Basit bir gribal enfeksiyonun baş ağrısı olabilir, uykusuzluğun baş ağrısı olabilir. Baş ağrısı uzun sürüyorsa ve git gide artıyorsa buna dikkat etmek lazım. Baş ağrısı tehlikeli bir hastalığın da belirtisi olabilir” şeklinde konuştu.

Baş ağrısının çocuklarda sınav öncesinde, bir şeye üzüldüğünde olabileceğini anlatan Prof. Dr. Apak, “Ancak baş ağrısıyla birlikte özellikle fışkırır tarzı kusma, baş ağrısının yanında bir nörolojik belirti olması önemli bir bulgudur. Özellikle sabah kalkar kalkmaz bir baş ağrısının olması ve bu baş ağrısının gün içinde tekrarlanması, devam etmesi de önemli bir bulgu olabilir” dedi.

NÖROLOJİK BELİRTİYE DİKKAT
Özellikle kadınlarda uzun süren baş ağrılarının tümöre bağlı baş ağrılarından ayırt etmek gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Apak, “Tümöre dayalı baş ağrısı migren türü baş ağrısından, sıradan ağrılardan, yorgunluğa bağlı baş ağrısından farklı olarak hiç beklenmeyen bir durumda çocukta gitgide artan ve devamında nörolojik belirtiler gösteren bir baş ağrısıdır. Buna dikkat etmek lazım en azından çocuğu bir doktor kontrolüne götürmek gerekir. Beyin tümörlerine bakacak olursak bunların serin ve habis şekilleri var. Bunlara doktor kontrolünde karar verilmesi lazım. Görüntüleme yapılması gerekiyor. Bu görüntülemenin ardından bu tümörün yeri ve şekli dikkate alınarak gerekirse beyin cerrahları tarafından biyopsi yapılır. Ve patologlar tarafından incelenir. Bunun sonucunda da eğer bir habis tümör söz konusuysa ışın tedavisi kemoterapi gibi olanaklar gündeme gelebilir” diye konuştu.

DİĞER BELİRTİLERİ GÖZLEMLEYİN
Çocukların baş ağrısı olduğunda annelerin endişelenmemesi gerektiğini söyleyen Dr. Apak, “Baş ağrısının çok basit sebepleri olabilir. Sınava girecek olması, stresli olması, uykusuzluk, bilgisayarla çok haşır neşir olması, gözlerini çok yorması, işe bağlı bir ağrı ya da gribal bir enfeksiyonun başlangıcında baş ağrısı olabilir. Zaman içerisinde artan ve günlerce süren bir baş ağrısının yanında fışkırır tarzı kusmalar, herhangi bir yerinde uyuşma, güç kaybı, yürürken sendeleme gibi belirtiler önemsenmeli” dedi.

NİHAL IŞIK
İSTANBUL

 

 

 

 

Kanınız ile bir lösemili çocuğun hayatını hiç riske girmeden kurtarmak isterseniz diye.

Haberi sevgili Nihal Işık Hanım ile yaptık. Amacımız lösemili çocuklara yardım etmek isteyen ve bu amaçla kemik iliği nakli vericisi olmak isteyen kişilerin içindeki korkuları bir nebze gidermek ve onlara cesaret vermekti. Eğer bu haberi okuyup, izleyip bir kişi bile gidip bağışçı olduysa bizim için büyük bir mutluluk olacaktı. Sayfamda daha önce yaptığım haberleri toplamaya karar verince ilk önce   bu haberi ekledim. Çünkü gerçekten çok önemli ve çok kolay. İstanbulda yaşayanlar İsyanbul Tıp Fakültesinin girişinde sol tarafta doku nakli bölümüne başvurup çok az kan vererek bağışçı olabilirler. Bir “bankamız” var artık. İlik bankası. Buraya siz de bir miktar sevgi bağışı yapabilirsiniz.

Şimdi habere geçiyoruz. Haberin  aslı için:

http://www.iha.com.tr/haber-profdr-hilmi-apak-kaninizla-bir-insanin-hayatini-kurtarin-324429/

sitesine gidebilirsiniz.

Videomu siteye eklemeye çalıştım. Umarım izlersiniz.

İnternet sorunu nedeni ile izleyemeyenler içn haber metni de burada:

 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hilmi Apak, ilik naklinin insanlar arasında acı veren, zor, zarar görülecek bir işlem gibi yanlış algılandığını belirtti.

Dr. Apak, sadece koldan alınan bir tüp kan ile bir insanın hayatının kurtulacağının unutulmaması gerektiğini belirtti. Lösemi hastalığının kemik iliğinin içinde bulunan hücrelerin anormal bir şekilde çoğalması ve diğer hücrelerin gelişmesine imkân sağlamayacak şekilde yayılması sonucu meydana geldiğini anlatan Prof.Dr. Apak, “Bu hastalıkta lösemi hücreleri bütün vücuda kan yoluyla yayılır. Tehlikeli bir hastalık olan lösemide tedavi yapılmazsa sonuç kötü olur. Bugün için lösemi tedavisinde kemoterapi uygulaması yapılıyor ama kemoterapinin yetersiz kaldığı, hastalığın nüksettiği durumlarda kemik iliği nakli aramalarına geçiliyor” diye konuştu.

İLİK NAKLİ YANLIŞ ANLAŞILIYOR
Kemik iliği naklinin sağlıklı bir insandan uygun metotla kemik iliğinin alınıp hasta kişiye uygun bir merkezde verilmesi işlemi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Apak, şunları söyledi: “Bu konuda hekimler olarak en büyük sıkıntımız kemik iliği naklinin yanlış anlaşılmasıdır. Öncelikle vericiler açısından yanlış anlaşılan bir nokta var. Kemik iliği nakli için kemik iliği verecek kişinin uzun bir işlemden geçeceği, yorulacağı, acı çekeceği konusunda korkuları var. Kesinlikle böyle değil, iki saat süren bir işlem ve sadece koldan kan alıyoruz. Alınan kandaki kemik iliği hücreleri ayrıştırılıyor ve uygun şartlarda kemik iliği nakli yapılacak kişiye aktarılıyor. Çok basit bir işlem, verici kişinin herhangi bir şekilde canının acıması, herhangi bir şekilde zarar görmesi ya da hastalık bulaşması gibi bir risk yok sadece yarım gün kadar vakit ayırması gerekiyor”

Alıcılarda da kemik iliği naklinin gündeme geldiği zaman tedirginlik oluştuğunu anlatan Prof. Dr. Apak, sözlerini şöyle sürdürdü: “İlik naklinin kendine göre riskleri var bu nedenle her hastaya ilik nakli uygulamıyoruz, başlangıçta kemoterapi uyguluyoruz. İkincil durumlarda ilik nakli uyguluyoruz ama başlangıç döneminde bu komplikasyonları aşabilirsek ve verdiğimiz ilik tutarsa o kişi verilen ilikle yaşıyor.”

KANINIZLA HAYAT KURTARIN
Dünya ilik bankasından veri alınıp hastaya nakil yapılana kadar bekleme süresinin bazen aylarca sürmesinin hastanın hayatını kaybetmesine neden olduğunu açıklayan Dr. Apak, “Dolayısıyla elimizde ne kadar çok doku olursa, ne kadar çok ilik verecek insan olursa ilik nakli bekleyen hastaların kurtulması o kadar kolay olur. Düşünün bu şekilde hayat kurtarıyorsunuz, neyin pahasına hiç bir şeyin. Çünkü bedeniniz sürekli bu kanı üretiyor. Siz az miktar kan vererek bir insanın hayatının kurtulmasına sebep oluyorsunuz. İlik nakli son yıllarda sayıca artış göstermeye başladı. Çünkü devlet bu konuda çok iyi destek vermeye başladı, ilik nakli yapan merkezlerimiz açıldı.”

NİHAL IŞIK
İSTANBUL

Genel kategorisine gönderildi

Avrasya tüneli

Bugün avrasya tünelinden geçtim. Biraz korku biraz merak biraz da heyecan ile.

Tek şerit çalışıyor. İkinci şerit yedek. Servis yolu yapmamışlar, yedek şerit yok. Böyle bir şey yapılırken daha şöyle, …daha böyle,.. daha bilmemne yapılsın diye düşünürken 70 km hız ile gidilen yolda işaret değişti, 50 km ye in diye. Ben de indim tabi. Ama arkamdaki «abi heyy  ne yaptın, bu kurallar senin benim için değil, yürü sen yürü, acemi misin, bakkaldan mı aldın ehliyeti hoyt!» Der gibi sinirli sinirli selektör yapınca, ben bütün bu mükemmeliyet düşüncelerini bırakıp, « ulan ben senin gireceğin tüneli de, çift şeridi de, üç şeridi de…» Derken bii baktım tünel bitmiş. 13 dakika sürdü. Yedi 15 te acıbadem den çıkıp 7:30 da cerrahpaşa da otobüsün önüne arabasını kırıp trafiği durduran taksi şoförüne bakıyordum hayretle. Daha az önce çağ atlamıştık ne çabuk geri döndünüz dedim içimden.

Kısacası çağ atlamak teknoloji ile yolla kapı baca yapmakla olmuyor. Vatandaş zihniyeti lazım. Hazmedecek adam lazım. İnsanca yaşamak için evine kapağı atınca bu şehirde yaşamanın hiç bir önemi kalmıyor doğrusu. Ah keşke çıktığınız gibi yaşamasanız, biraz değişip medeni olsanız.

Neyse, tünel iyi olmuş. Umarım içine etmeyiz.

Genel kategorisine gönderildi

Deontoloji 

Fakülte yıllarından beri utmak istemediğim derslerden birisiydi. Eski ve meşhur bir hocamızdı anlatan. Meşhur olduğunu hatırlıyorum ama adını hatırlamıyorum iyi mi…

Derslerden birinde anlattığı şeyi anlatayım, konu konsültasyon. Yer hasta odası. Konsültasyonu hasta da isteyebilir, doktor da. Konsültan hekim geldi. Her şey tamam. Muayene etti gerekeni söyleyecek ama hastanın duymasını istemiyorlar. Başka yer de yok. Dolabın içine girebilirler die anlatmıştı hoca. 

Şimdi tabi komik geldi size di mi. Bize de öyle gelmişti. O zamanın şartlarını bilemezdik. Şimdi asansörlerde hastanız hakkında ortaklık yerde konuşmayın diye ikazlar olduğuna göre demek ki şimdi böyle sorunlar oluyor. Demek ki o zaman da olmuş br böyle bir ihtiyaç ortaya çıkmış. 

Deontoloji den hatırladığım başka bir şey de doktorun ücreti ücret değil legion d’onor ya da nasıl yazılıyorsa yani onur nişanı gibi bir şey. Yani ücret değil. Hayat veriyorsunuz kalbinden geçeni veriyor. Dedim ki deontoloji hocası bir arkadaşıma yıllar sonra, Osmanlı da nasıldı işler? Doktorlar ın kazançları bu kadar sorgulanıyor muydu değerleri nasıldı? Tam tesi dedi. O zaman bir cerrahın istanbul içinde yirmi taneye yakın muayenehanesi olurmuş, sabahtan çakarmış geze geze tedavi yapa yapa gidermiş ve çok zenginmiş hekimler.

İlginç.

Başka bir deontoloji konusunda sonra değeceğim. Sosyal medya ve hekim hasta mahremiyeti. Kafama şekillendirdim ama tam değil. Karar veremedim bu meslek kapitalist mi sosyalist mi diye.

O zaman yazacağım

Genel kategorisine gönderildi

Peer Review

İnternette buldum:

….Science is a communal effort in reducing our shared ignorance. It is about producing an idea, testing if it is correct and then having other people confirm your observations and results. Threatening your opponents with violence only shows that your side has no other argument to support your unproven and untested claims….

Eleştiri gerçekten hak ediyor iseniz siza fayda sağlar. Ama hak etmiyorsanız hak ettiğiniz yere inmenizi de sağlar. Bu da benden.

Genel kategorisine gönderildi

Açılın ben doktorum (Yazıdaki bold italikler benim iç sesim.)

Geçen hafta salı günüydü. Akşamüstü. İş çıkışı. Köprüyü geçtim. Aklımda yokken biraz da trafiğin dolu olmamasını fırsat bilip hem Mustafa’yı görürüm, hem yeni Apple saatlerden bir tane de eşime bakarım hem de biraz dolaşırım diyerek direksiyonu Akasya alışveriş merkezine kırdım. Sakin bir günün benim hayatımı bu kadar etkileyeceğini hiç düşünmeden. Bir dakika sonrasını bilen var mı hayatının? 

Mustafa’yı daha öncesinden tanıyorsunuz. Benim apple’cı olmamı sağlayan muhteşem insan. Ben onu bulmadan o beni gördü ve ne var ne yok diyerek yanıma geldi. Havadan sudan en çok ta yeni doğmuş yeğeninden konuşuyoruz. Sol tarafımda bir kuyruk. Bitişi görünüyor da başlangıcı arkamdaki geniş sütun nedeni ile görünmüyor. Yanımda bir bebek arabası. Annesi yeni gelen “apple watch”lara bakarken o da benim ona gülümsediğim gibi bana gülücük atmakla meşgul. Saçları da ne kadar gür. Benim oğullarımın da saçları gürdü ama kızımın geç çıktı saçları. Annesi yanlış anlar mı acaba ufaklığa bakmamı. Tüh 38 mm çelik saat kalmamış. Acaba diğer mağazada olabilir mi? Arif te Amerikadan gelecek bu hafta ona ısmarlasam mı? Şule sürprizleri sever. Ama şimdi buna çok masraf diyerek karşı çıkar mı? Neyse acele etmeyeyim. Mustafa ile sohbet edip biraz da yeğenini sorayım.

-Adı ne?

-Ahmet koymak istiyor abim. Ama ben de .. olsun dedim. Ama bakalım belki sadece göbek adı olur.

-Aman Mustafa dikkat et, bugün adına karışırsan yarın da o senin adına karışır ona göre..

-Aman hocam 🙂 Ne diyorsun..

-Valla öyle. Bak mesela annem doğmadan önce annemin dayısının oğlu doğmuş. Rahmetli dedem Kayhan olsun deyince kırmamışlar Kayhan koymuşlar adını. Sonra annem doğunca bizimkinin adını Kayhan koydunuz, sizinki de Ayhan olsun o zaman  deyince annemin adı da Ayhan olmuş :)) (Kahkahalar. – Ama hocam Ayhan adı ile kadın çok var 🙂

(Tam o sırada sol taraftan bir ses geldi. Sanki yere bir şey düştü gibi. Belli ki birisi elindeki telefonu yere düşürmüştü.)

Belki de bilgisayar düştü. Ses biraz çoktu. Ama önemli bir şey olsa çığlıklar filan olurdu. Herhalde. 

Konuşmaya devam ettik.

-Ya hocam o ses neydi acaba bir baksak mı?

-Önemli bir şey değil herhalde. Bakalım ama tabi.

Sütunun arkasına doğru bakarak :

Allahım o ne. Adam düşmüş. Göbeği de ne kadar büyük. Kafasını çarptı herhalde. O ses ondan mıydı. Demek ki düşerken kafasını çarptı. Ellerini kollarını hareket ettiriyor galiba bir şey oldu. Boğuluyor mu? Protez dişi yarısına kadar dışarı çıkmış. Adamın birisi yerine itti. Şimdi konvulsiyon geçiriyorsa çıkartmak lazım. Şimdi yanındayım. Nabzını alamıyorum. Nefes ta almıyor. Hareketleri durdu. Göz bebekleri nasıl acaba? Küçük. Hemen bir şey yapmam lazım. Kalbini dinleyeyim. Kalbi atmıyor. Çok büyük göbek. Acaba yemek yemiş midir? Hemen ilk yardıma haber vermeliler. 

-112 yi aradınız mı?

-Aradık geliyorlar.

-Siz doktor musunuz?

Mustafa: – Evet o doktor. Müdahale etmeyin. Açılın biraz. Yardımcı olalım.

Şimdi ne yapmalıyım. Bunun A’sı B’si, c’si vardı. Ama adam ölüyor. Önce oksijen gitmeli ciğerlere. (İşte o an hayatım boyunca düşündüğüm iğrenir miyim yapabilir miyim? Becerebilir miyim? düşünceleri yoktu. Bilinçaltım devreye girmişti ve bir el beni yaşlı amcanın başına oturtmuştu. Soluk verirken göğsü şişiyordu. Rengi hala pembe idi. Dur o ne. Boyun alttan itibaren morarmaya başladı. Kalp masajı yapmalıyım. Bir-ki,üç,dört,beş,altı,yedi,sekiz,dokuz,on.

Oldu. Şimdi soluk. Dışarı iyice nefes vereyim ki ciğerime temiz hava dolsun.

-Ambulans çağırdınız mı?

-Doktor var mı?

-Bu abi doktor

-Bu telefon kimin

-Galiba adamın. Arayalım ailesini.

Bir-ki-üç-dört…

Gelmedi nabzı hala. Öldü mü acaba. Göz bebekleri hala küçük. Devam edeyim. Yanda bir sürü ayak var. Seyrediyorlar. Üfff. Yok mu arasında bir tane bu işi bilen? Tek kaldım…Üff .. Çok acı.. İnşallah ölmez. Gerekirse bir saat devam et demişti hoca derste. İster misin kurtulsun. Devam devam. Bir-ki-üç… şimdi soluk. Nabzı atıyor mu? Atmadı. Devam edelim. -Amca -amca.. Hareket yok. -Ambulanstan haber var mı? 

-Geliyorlar hocam

Devam Hilmi. Kurtulacak. Devam. 

Ya kurtulmazsa. Nasıl karar vereceğim . Herhalde 112 dekiler bir şey yapar. Kardiyoversiyon, intrakardiyak filan. Bir-ki-üç-dört… Solunum efektif oluyor. Ama hala nabız gelmedi. Bir-ki-üç-dört..

-Hamfendi, eşiniz biraz rahatsız. Şimdi ben sizi Akasya dan arıyorum. Bilinen bir rahatsızlığı varmıydı? Kalp ameliyatı mı? Ne zaman? Tamam. Şimdi biz gereken tedaviyi yapıyoruz. Siz de lütfen Akasyaya gelin. Durumu iyi merak etmeyin.

Ne iyisi ya adam ölüyor. Belki de öldü. Ama ne desin adam. Ben ne derdim. Muhtemelen koroner ameliyatıdır. Bu kadar göbek. Yakınları ne haldedir. Bir-ki-üç-..

Abi yere düşerken çok fena kafasını vurdu. 

-Tamam 

-Söyliyim dedim. Belki yapılacak bişi vardır.

-Yok. Bir-ki-üç-.. derin nefes al. Adama ver. Nefes al. Adama ver. 

İnşallah bulaşıcı bir enfeksiyonu yoktur. Zeynepe bulaştırmayayım. Artık iş işten geçti. Adam kurtulsun da. Ne olabilir ki? Hepatit B ye aşılıyım. Diğerleri de nezle grip. Neyse devam. Nerede kaldı bu ambulans. Milleti de telaşlandırmamalıyım. 

-Ben acil doktoruyum

-Senin adın Hızır olmalı. ben de doktorum. 

-Kaç dakika oldu?

-Bilmem. On olabilir. 

-Sen solunum yaptır ben kalbine masaj yaparım

-Tamam. 

–Galiba döndü. (Adam gözlerini açtı. Birşeyler söylemek için mecali yoktur ama nefes almaya başlamakla başlamamak arasındadır. Nabzı hala yok. Kalbi atmıyor. Daha doğrusu ben duyamıyorum. o sırada kısa süreli ara verdik. belki bir kaç saniye. Ama morarma boyundan yukarı tekrar çıkınca yeniden başladık. Yine pembeleşmesi beni mutlu etti. Demekki yaptığımız iş işe yarıyor. Sadece tam donanımlı ambulansın gelmesi lazım.Bir-ki-üç…

-Ben paramediğim. Alışveriş merkezinin. 

-Sen damar yolu aç adrenalin var mı?

-Var.

Ben solunuma hastanın sol tarafında başucuna oturmuş devam ederken sol tarafımda sol eline damar yolu açan genç bir görevli, karşımda hafiften rengi solmuş, yorgun görünümlü acil hekimi. 

(Ne iyi yaptın da geldin. Ben artık ümidi kesmiştim. Hızır gibisin. )

-Abi ben Küçükçekmece de acil hekimiyim. Nöbet ertesi bir arkadaşa geldim. Üst kattan sizi gördüm koşa koşa geldim.

Doktor: Entübasyon var mı?

Paramedik: Var abi. 

Yer değiştirdik. ben kalp masajına hastanın sağına geçtim. Acil hekimi başucuna. Entübe etti.

-Bir cc adrenalin.

-Verdim abi. Kalbi atıyor mu? 

-Atmıyor. Fibrilasyon herhalde.

-Oksijen var mı? 

-Abi geliyor. Yolda.

(kalp masajı yaparken dirseklerden bükmemek lazım. Efektif yapıyoruz. Hastanın rengi düzeldi. Hadi bir de kalbi atsa.)

-Abi sen yoruldun. ben masaja geçeyim

-Olur

Oksijen geldi. Şuradan açılıyor. Bir ucunu entubasyona uzatayım. Açtım sonuna kadar.

Adam sol elini hareket ettirdi. Ağlamak istiyorum. Ağlayamıyorum. Eli buz gibi. Ama elini tutmam ona moral verecek. -Amca yanındayız. merak etme. İyi olacaksın.

-Bir cc daha adrenalin.

-Abi o enjektördekinin tamamını ver.

-verdim.

-Kardiyoversiyon ile bir şey olmadı. İki defa yaptım. 

Yoruldun mu gene alayımmı?

-Yok abi iyiyim.

Tam o sırada 112 gençleri geldiler.

Saate baktım ister istemez. Ama heyecandan hiç hatırlamıyorum.

Açılın çekilin. Beni de hafifçe kenara itti. O kadar tükenmişim ki ben başlattım şöyle şöyle oldu, şunu bunu yaptık diyemedim. Kenara sessizce çekildim. Sırtım ağrımış. Alt dudağım acıyor. 

Mustafa aldı beni içeri götürdü. Elimi yüzümü yıkadım. Su içtim biraz. Karmakarışık duygular. Hastayı hala alıp götürmediler. Yanlarına gittim. Bradikardik te olsa kalp atışı var.

 

Nerde kalmıştık Mustafa. 

Genç bir görevli yaklaştı. Siz harikasınız.

Ben görevimi yaptım.

Dedim ama içimden de doktor olmamdaki o en büyük dürtünün “açılın ben doktorum” diyebilmek olduğunu, bunun verdiği hazzın narsistik keyfini günlerce yaşadım. Bu anımı sizlerle paylaşmanın kibir olacağını bile bile paylaştım. Gurur verdi bana çünkü. Ne kadar alçakgönüllü olursanız olun bir kişinin hayata dönmesine yardım edebilecek zaman ve konumda olabilmek te bir ödül.

Bu ödülü bana verdin. Başka zamanlarda başarısız denemeler olmuştur olacaktır. Ama önemli olan bu fırsatı bana vermendi. 

Genel kategorisine gönderildi